ŞİRAZ
ŞEHRİN TARİHÇESİ
Şîraz, İran’ın güneyinde Fars bölgesinin merkezinde, tarihî ticaret yolları üzerinde yer alan önemli bir şehir olarak öne çıkar. İslâm fetihleri sırasında Hz. Ömer devrinde Ebû Mûsâ el-Eş‘arî ve Osman b. Ebü’l-Âs tarafından fethedilmiştir. Emevîler döneminde yeniden kurulmuştur. Abbâsîler devrinde Saffârîler ve ardından Büveyhîler döneminde büyük bir gelişme göstermiş, özellikle Adudüddevle zamanında bir kütüphane ile bir hastahane ve pek çok cami, saray, bahçe, çarşı, kervansaray inşa edilmiştir.
Selçuklular, Salgurlular ve İlhanlılar döneminde de şehir hem siyasî hem ekonomik açıdan önemli bir merkez olmuştur; Moğol istilâsını büyük ölçüde zarar görmeden atlatmıştır.
Ortaçağ boyunca Şîraz, yüksek vergi gelirleriyle dikkat çekmiş, İlhanlılar döneminde devletin en önemli mali kaynaklarından biri olmuştur. Timur, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevî hâkimiyetleri altında da şehir kültürel ve ekonomik canlılığını sürdürmüştür. Özellikle Molla Sadrâ’nın ders verdiği Han Medrese ve XVI. yüzyılda ün kazanan Şîraz minyatürleri şehrin ilmî ve sanatsal önemini göstermektedir. Zend hânedanının kurucusu Kerim Han Zend, Şîraz’ı 1180’de (1766-67) başşehir haline getirdi ve imar etti. Kaçarlar devrinde ise Tahran’ın yükselişiyle eski ihtişamını yitirmiştir.
Günümüzde Şîraz, Fars eyaletinin merkezi olup halı dokumacılığı, çimento ve şeker sanayi gibi ekonomik faaliyetlerle öne çıkar. Ayrıca Hâfız ve Sa‘dî gibi büyük şairlerin türbeleri, Nasîrülmülk Camii ve Kerim Han Zend Kalesi gibi mimari eserleriyle İran kültür ve medeniyetinde seçkin bir yere sahiptir.
Ayrıntılı bilgi için TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Şîraz maddesini ziyaret edebilirsiniz: islamansiklopedisi.org.tr/siraz
5.gün Şiraz (6 Ağustos 2019 Salı)
Şîraz’a varmaya az bir zaman kala sabah namazı için mola verdik. Terminale ulaştık. Snapp uygulamasından araç çağırarak doğruca dört yıldızlı Persian Otele (Parsian Hotel) gittik. Otele yerleştikten sonra kahvaltımızı yaptık ve ikindi vaktine bir saat kalıncaya kadar dinlendik. Otelden bize Şîraz haritası verdiler.
Daha sonra tavsiye edilen Heft Khan Restauranta gittik. Lüks sayılabilecek bu lokantanın alt katında şark köşesi bulunuyor. Ferah ve güzel bir mekân. Yemekten sonra lokantaya yakın yerleri gezmeye karar verdik.
QUR’AN GATE / Darvaz-e Kuran Kapısı
Yürüyerek Qur’an Gate’ye gittik. “Kur’an Kapısı” anlamına gelen bu yapı en son 1949 yılında restore edilmiş. Etkileyici mimarisiyle şehrin girişinde ziyaretçileri karşılayan Darvaz-e Kur’an Kapısı, Şîraz’ın yaklaşık bin yıllık tarihî eserlerinden biridir. Zand Hanedanı’ndan Kerim Han, yapının üst katındaki odaya Kur’an-ı Kerim koydurmuş; altından geçenlere hayır getirmesi için… Bu sebeple kapıya “Kur’an Kapısı” denilmiş ve günümüze kadar bu isimle anılmıştır. Depremlerden zarar gören yapı önce Muhammed Zeki Han, ardından da 1949’da Şîrazlı tüccar Al Tejar tarafından restore edilmiştir. Gece ışıklandırmasıyla oldukça güzel bir görünüme sahiptir. Zamanla yol yan tarafa alınmış. Akşamüstü saatlerinden itibaren vatandaşlar alanı dolduruyor; yüksek konumu sayesinde esinti oluyor ve piknik yapanlara rastlanıyor.
Kapının hemen yanında Khaju Kermani’nin türbesini dışarıdan gördük. Burası bir mezarlık ve türbe… Giriş ücretli olduğu için içeri girmedik (kişi başı 130.000 IR). Şehri arkanıza alıp yüzünüzü kapıya döndüğünüzde sağ tarafta, yüksekçe bir tepede Gahvere Did yer almaktadır.
GAHVERE DİD
Kur’an Kapısı’nın karşısındaki Chehel Magham Dağı’nın zirvesinde, her iki tarafı 4 metre ölçülerinde taştan yapılmış kubbeli bir yapı yer alıyor. Azod el-Dowleh Deilamîler döneminden kalma bu yapı, Kur’an Kapısı inşa edilirken tepeye konuşlandırılan askerlerin şehrin kuzey girişini gözetleyebilmesi için yapılmış. Günümüzde ise Şîraz’ın en güzel gezinti noktalarından biri olarak biliniyor.
Tepeden aşağıya doğru akan sular hem hoş bir manzara hem de serinlik sağlıyor. Yolun karşısına geçmek akşam saatlerinde biraz zor oldu. Kavşağa büyükçe bir tavuskuşu anıtı yerleştirmişler. Tepeyi tırmandıkça Şîraz ayaklarınızın altında seriliyor. Gahvere Did aynı zamanda bir türbe; oldukça eski bir tarihi var. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Nasıl olmuş da girişi ücretsiz bırakılmış diye Muhammed’le aramızda konuştuk.
Akşam gün batımına yakın tepeden Şîraz’ı seyrettik. Şehir geniş bir ovada kurulmuş, düzenli bir yerleşime sahip. Hurma ağaçları oldukça yaygın. Yeşili ve suyu bol bir şehir.
Tepeden indikten sonra akşam vakti şehri gezmeye başladık. Zaman nedeniyle bazı yerler kapalıydı. Jahan Nama Garden’a girmedik, dışarıdan fotoğrafladık (giriş kişi başı 130.000 IR). Ardından Ali İbn Hamzah Camii’ne gittik. Namazımızı kıldık, türbeyi gezdik. İlk kez orada insanların ayak bastığı avluda mezarların bulunduğunu fark ettik; bize biraz ters geldi.
6.gün – Şiraz (7 Ağustos 2019 Çarşamba)
Sabah kahvaltımızı Persian Hotel’de yaptıktan sonra otelden ayrıldık. (Otel ücreti: 1 gecelik iki kişilik oda 2.550.000 IR). Önce İsfahan için gece 23.30’a biletimizi aldık (1.020.000 IR).
PERSEPOLİS / Taht-ı Çemşid
Sabah serinliğinde ilk durağımız Persepolis oldu. Şîraz’ın 60 km kuzeydoğusunda yer alan bu antik şehir yaklaşık bir saatlik yolculukla ulaşılıyor. Farsça adıyla Taht-ı Çemşid’e vardığımızda kişi başı 200.000 IR giriş ücreti ödedik. Persepolis, 1979’dan bu yana UNESCO Dünya Mirası listesinde.
Edindiğimiz bilgilere göre Persepolis, Ahameniş İmparatorluğu’nun son başkentiydi. MÖ 6. yüzyılın sonlarında (MÖ 518–516) Pers Kralı I. Darius tarafından yapımına başlanmış. Görkemli saray kalıntıları, duvar süslemeleri ve heykeller dönemin sanatını gözler önüne seriyor. Yapı sonradan doldurulmuş yapay bir tepe üzerine inşa edilmiş. Yaklaşık 150 yıl boyunca I. Darius’tan sonra gelen krallar şehri büyütmeye devam etmiş. Şehir, MÖ 330’da Büyük İskender tarafından yakılıp yıkılana kadar önemini korumuş.
Persepolis’e yakın (20–30 km) UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Pasargadae bulunuyor; ancak gitmeye fırsatımız olmadı. Persepolis’i yaklaşık 1–2 saat gezdikten sonra şehir merkezine dönmek üzere Snapp’ten araç çağırdık. Uzaklık nedeniyle 30 dakika kadar bekledik. Bu sırada taksi teklif eden kişilere itibar etmedik, Snapp aracını beklemenin daha güvenli olduğuna karar verdik.
Şehir merkezine vardığımızda kale surlarıyla çevrili Karim Khan Citadel’i (Kerim Han Kalesi) dışarıdan fotoğrafladık; içeri girmek nasip olmadı. Ardından Vakil Mosque çevresindeki tarihî mekânları gezdik. Vakil Bath’a girmedik. Vakil Mosque giriş ücretli olduğundan içeri girmedik (kişi başı 200.000 IR). Camiye girişin ücretli olması bize garip geldi; İran’da bazı büyük tarihî camilerin müzeye dönüştürülmüş olması üzücü. Vakil Bazar’da büyük çarşıyı gezdikten sonra Nasır el-Mülk Camii’ne geçtik.
NASIR EL MÜLK CAMİİ
Nasır el-Mülk, renkli vitrayları, duvar ve tavan süslemeleri ile dikkat çekici bir cami. (Giriş kişi başı 300.000 IR). Orijinal adı Mescid-i Nasır el-Mülk’tür. Kaçar Hanedanı döneminde Mirza Hasan Nas Ali Nasır el-Mülk’ün vezirlerinden birinin emriyle inşa edilmiş ve 1888’de ibadete açılmıştır. İç mekân vitray ve çinileriyle göz alıcıdır. Güneş ışığı vitraylara vurduğunda bina gökkuşağı renkleriyle aydınlanır. Popüler kültürde “Pembe Cami” olarak da bilinir; çünkü çinilerde pembemsi gül rengi hâkimdir. Bu camide İslâm sanatının altın çağında gelişen mimari, çini, geometri ve desen örnekleri görülebilir.
ZİNAT AL-MULK KONAĞI
Daha sonra yürüyerek Zinat al-Mulk House’a gittik. (Giriş kişi başı 150.000 IR). Konağın sahibi Habibullah Qavam’ın kızı Zinat al-Mulk, fakirlere yardım eden cömert bir kadınmış; evi her zaman halka açıkmış. Bu nedenle şehirde ün kazanmış. Konağın girişinde İran’ın ünlü sembollerinden “aslan ve güneş” motifi bulunuyor.
Konağın içinde 20’den fazla oda var; her biri farklı dekorasyona sahip. Ahşap tavanlar, renkli çiçek ve kuş tabloları, aynalarla süslü odalar dikkat çekiyor. Batı tarafında aynalarla dekore edilmiş özel bir oda bulunuyor. Bodrum katı ise bugün Fars Müzesi olarak kullanılıyor; İslâm öncesinden günümüze kadar Fars bölgesinin figürleri sergileniyor. Mumdan yapılmış heykellerle dönem kişileri tasvir edilmiş. Müze girişinde ziyaretçileri Zinat al-Mulk’ün heykeli karşılıyor.
HOLY SHRİNE OF SHAH-E CHERAGH (as) VE ATİK CAMİİ
Farsça adıyla Şah Çerâğ Türbesi, İmam Rıza’nın kardeşi Ahmed ibn Musa el-Kazım’ın kabriyle tanınıyor. “Işıkların şahı” lakabıyla bilinen bu türbe, İranlılar için büyük öneme sahip ve ülkenin en çok ziyaret edilen üçüncü türbesi. İlk olarak 12. yüzyılda inşa edilmiş; Kaçar döneminde genişletilmiş, İslâm Cumhuriyeti döneminde ise daha da büyütülmüş. Çinili kubbesi ve gece dev bir şamdanı andıran minareleriyle gün batımı sonrası göz kamaştırıcı bir görünüm kazanıyor. Biz gece yansımasını göremedik ama fotoğraflardan gördük; Ali ibn Hamza Camii ve türbesinde bu güçlü ışıklandırmaya tanık olduk.
İç mekân mozaik şeklinde işlenmiş milyonlarca küçük ayna ile süslü. Farklı renklerde ışıkların yansıması büyüleyici bir atmosfer oluşturuyor. Ahşap sütunlar arasında ilerleyip gösterişli gümüş bir kapıdan içeri giriliyor. İran’da türbeler çok görkemli, camiler gölgede kalmış. Türbe büyük bir avlu içinde yer almakta ve farklı şehirlerden gelen ziyaretçilerle oldukça kalabalık. Birçok insan dinlenmek ve uyumak için yerde yatıyordu. Biz de hem dinlenmek hem de telefonumuzu şarj etmek üzere oturduk. Birçok kişi telefonunu şarj ediyordu. Ancak boşta olan prizlerde telefonumuzu şarj edemedik. Daha dikkatli baktığımızda telefonunu şarj edenlerin prize ayrıca bir aparat takarak şarj ettiğini gördük. Bizde genç bir kardeşimize biraz da biz şarj edelim ricasında bulunduk. Sağolsun bizi kırmadı. Aparata şarj kablomuzu taktık. Telefonumuz şarj olmaya başladı. Gençle çat pat sohbet ettik. Farsça – Türkçe çeviri programıyla anlaşmaya çalıştık. İş aradığını öğrendik.
Şah Çerâğ Türbesi’nin bir Müze ve Kütüphanesi de varmış. Müze avluda yer alıyor ve 600’den fazla tarihî eser barındırıyor. Çeşitli Kur’an nüshaları, el yazmaları ve antik eserler sergileniyor. Biz görmedik ama gidenler ziyaret edebilir.
Atik Camii (Atiq Mosque) ise Şah Çerağ’ın hemen yanında. Rivayete göre İslâm öncesi bir yapıymış; hatta Miraç gecesinde Burak’ın uğradığı söyleniyor. İslâm’dan sonra cami olarak kullanılmaya başlanmış.
ERAM GARDEN (Bagh-e Eram / İrem Bağları)
Gerçekten çok güzel bir mekân; gül bahçeleri, ağaçlar, Kaçar dönemine ait mimari tarzda inşa edilmiş bir konak ve önündeki büyük havuzuyla görülmeye değer. Bahçe 110.380 m²’lik bir alana sahip botanik bahçesi niteliğinde. Konağın ana cephesinin önünde, binanın görüntüsünü yansıtan geniş bir havuz bulunuyor. 2011’de UNESCO Dünya Mirası listesine “İran Bahçeleri” adı altında Eram Garden ve sekiz İran bahçesi dahil edilmiş.
Akşam geç saatlere kadar burada kaldık. Işıklandırma ile birlikte bahçenin görüntüsü daha da güzelleşiyor. Bahçedeki kafeteryada canlı müzik eşliğinde bir şeyler yedik. Konağın yanında telefonlarımızı şarj ettik. Bu sırada telefonunu şarj etmek isteyen bir aile ve iki kızla Türkiye ve İstanbul hakkında sohbet ettik. Akşam namazını bahçe içerisindeki mescitte kıldık. Görevliyle mescit kapanana kadar sohbet ettik, bu arada telefonlarımızı şarj etmeye devam ettik.
Bahçe saat 22.00’de kapanıyor. Tam konağın önünde, havuzun yanında canlı yayın vardı. Buradan doğrudan Şîraz otobüs terminaline geçtik; İsfahan’a gitmek üzere…
