İSFAHAN
ŞEHRİN TARİHÇESİ
İran’ın merkezî platosunda Zâyenderûd nehri kıyısında kurulan İsfahan, tarih boyunca defalarca başkent olmuş ve “Nısf-ı Cihân” yani dünyanın yarısı diye anılmıştır. Adı eski kaynaklarda Sipâhân (askerler) olarak geçer; Sâsânî ordularının toplandığı bir üs olması bu ismi doğurmuştur. İslâm fütuhatı sonrası Cibâl eyaletine bağlanan şehir, Abbâsîler döneminde zenginliğiyle öne çıkmış, meyve ve tahıl bolluğu sayesinde saraya yıllık haraç göndermiştir.
Selçuklular devrinde Tuğrul Bey’in fethiyle (1051) imparatorluk merkezi hâline gelen İsfahan, Sultan Melikşah ve vezir Nizâmülmülk’ün imar faaliyetleriyle büyük bir kültür ve ilim merkezi olmuştur. Safevîler döneminde Şah I. Abbas’ın başkenti buraya taşımasıyla şehir en parlak günlerini yaşamış; Meydân-ı Şâh (bugünkü Meydân-ı İmâm), Şeyh Lutfullah Camii, Mescid-i Şâh ve Âlî Kāpû Sarayı gibi eserlerle dünya çapında ün kazanmıştır.
İsfahan’ın nüfusu tarih boyunca İranlılar, Araplar, Yahudiler, Ermeniler ve Zerdüştîler gibi farklı toplulukların etkisiyle çeşitlenmiştir. Şehir, halıları, minyatürleri, köprüleri (Siyûse ve Hâcû) ve çinileriyle İran sanatının zirvesini temsil eder. Bugün de İsfahan Üniversitesi ve sanayi tesisleriyle ülkenin önemli kültür ve ekonomi merkezlerinden biridir.
Ayrıntılı bilgi için TDV İslâm Ansiklopedisi – İsfahan maddesine başvurabilirsiniz.
7.gün – İsfahan (8 Ağustos 2019 Perşembe)
Bugün “Nısf-ı Cihan” yani cihanın yarısı olarak anılan İsfahan’dayız. Sabah her zamanki gibi önce otelimize geçtik. Hotel Melal, üç yıldızlı, nehir kenarında ve merkeze yakın bir konumda. Şîraz’daki otel odası daha iyiydi. Öğlen vakti girdikten biraz sonrasına kadar dinlendik. Namazı kıldıktan sonra hem para bozdurmak hem de yemek için dışarı çıktık.
Resepsiyona parayı nerede bozdurabilirim diye sordum. O da İsfahan haritasında gidilecek adresi işaretledi. Yürüyerek adrese gittik. Sepah Caddesinde döviz büroları kapalı idi. Ancak İran’da belli yerlerde bellerinde para çantası seyyar dövizcileri görebilirsiniz. Döviz bozdururken acaba sıkıntı olur mu? Para sahte olabilir mi? diye insanın aklına geliyor. Ancak merak etmeyin. Sadece bozduracağınız kuru bilirseniz yeterli. Ben seyyar dövizciden para bozdurmak istediğimde 100-TL’yi 1.950.000-IR’a bozmak istedi. Ancak ben kurun 21.500-IR olduğunu belirttim. Ve bu fiyatın altına olmaz dedim. En sonunda 21.000-IR ‘ye bozdurdum. (200-TL=4.200.000-IR aldım) Parayı yüzbinlik banknotlarla verdiler.
Dövizi bozdurduktan sonra dünyanın en büyük ikinci meydanı Nakş-ı Cihan Meydanına girdik. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan bu meydan, 17. yüzyılda Safevîler döneminde inşa edilmiş ve İsfahan’ın kalbi sayılıyor.
NAKŞ-I CİHAN MEYDANI (İmam Meydanı)
İsfahan denilince akla ilk gelen yer Nakş-ı Cihan Meydanıdır. Yapımına 1611 yılında, Şah Abbas döneminde başlanmış. “Dünyanın nakşedildiği yer” anlamına gelir. Devrimden sonra adı İmam Meydanı olarak değiştirilmiş olsa da halk hâlâ eski adını kullanıyor. Çin’deki Tienanmen Meydanı’ndan sonra dünyanın ikinci büyük meydanı olduğu söylenir. Dikdörtgen formda, 186 x 530 metre ölçülerindedir. 1979’da UNESCO Dünya Mirası listesine girmiştir.
Meydana girer girmez göz alabildiğine geniş alan sizi karşılar. Klasik Fars mimarisi burada da kendini gösteriyor. Ortada büyük bir havuz, çevrede dükkânlar ve bu dükkânlara bitişik kemerli kapalı çarşı bulunur. Meydanın dört kapısı vardır. Meydanda Ali Kapu Sarayı (Osmanlı’daki Bab-ı Âli’ye nispeten), Şah Abbas yeni ismi ile İmam Camii, Şeyh Lütfullah Camii bulunmaktadır.
İmam Camii1, Nakş-ı Cihan Meydanının güney tarafında yer alan, eski adıyla Şah Camii, sadece İsfahan kentinin değil aynı zamanda tüm İran’da ünlü bir cami. Yapımına 1598 yılında başlanmış cami 1611’de tamamlanmış. Geleneksel mimarinin en güzel örneklerini barındıran yedi renkli mozaik çini süslemeleri ve hat yazılarının güzelliği etkileyici bir yer. Kapı, minare, kemer kubbe ve avlusuyla müthiş bir yapı. Camide yaklaşık 472.500 çini olduğu tahmin ediliyor. Caminin kapısı yüksekliği ise 27 metre. 42 metre yüksekliğinde 2 minare ile cami taçlandırılmış.
-Ali Kapu: Dışarıdan gördük, fotoğrafladık. İçeri girmedik. İçeri girenler üst kattan alanı seyredebiliyorlar.
Şeyh Lütfullah Camii, tam Âlî Kapu’nun karşısında yer alıyor. Minareleri olmayan bu zarif yapı artık bir müze gibi işlev görüyor. Giriş ücretli olduğu için içeri girmedik ve doğrusu üzüldük; cami olarak kalsa idi çok daha anlamlı olurdu. Zemini halılarla döşeli, vakit namazlarında her an açık bir ibadet mekânı olabilirdi.2
Meydanı hızlıca dolaştıktan sonra açlığımızı gidermek için lokanta arayışına çıktık. Sonunda Şehrazad Lokantası’nda (Shahrzad Restaurant) yemek yedik. İkinci katta yer alan bu mekân temiz ve nezih; Google üzerinden kolayca bulunabiliyor. Yemekten sonra yürüyerek tarihi Siose Pol Köprüsü’ne ulaştık. Gerçekten çok etkileyici bir köprü; çevresi yemyeşil alanlarla dolu.
Köprüyü gezdikten sonra tekrar yürüyerek Nakş-ı Cihan Meydanı’na döndük. İkindi namazını meydandaki İmam Camii (Şah Abbas Camii)’nde kıldık. Normalde kapalı olan camiye, namaz kılmak istediğimizi söyleyince girdik. İçerisi müze gibi düzenlenmişti; zeminde halı serili değildi, sadece küçük bir bölümde halı vardı. Türkiye’de Ayasofya dışında böyle bir durumla karşılaşmadığımız için şaşkındık. Namaz kılarken fotoğraf çekmeyi de ihmal etmedik; caminin işlemeleri gerçekten bir harika.
Sonrasında meydandaki tarihi dükkânları gezerek hediyelik eşya baktık. Akşam namazına kadar meydanda oturduk. Akşam saatlerine doğru meydan kalabalıklaştı; Binlerce insan aileleriyle yeşillikler üzerine oturmuş, bir şeyler atıştırıyorlar ve çay içiyorlar. Çocuklar havuza girerek serinliyordu. Meydanda faytonlar vardı; isteyenler ücret karşılığında faytonla meydanı dolaşabiliyordu.
Akşam ezanı okununca tekrar İmam Camii’ne girdik. Bu kez giriş serbestti. Cemaatle namazı kıldık, duaya kalmadan çıktık. Caminin tamamen ibadet mekânı olarak korunmaması üzücüydü. Namazdan sonra biraz daha meydanda kaldık. Serinlik çökmüş, gece ışıklandırmasıyla meydan bambaşka bir güzelliğe bürünmüştü. Büyük havuzun ışıklarla süslenmesi, suyun parıltısı ve tarihî meydanın atmosferi birleşince unutulmaz bir manzara ortaya çıkıyordu. Işık, su ve tarihi meydan.
Yürüyerek otele dönerken kavun suyu içmeyi ihmal etmedik. Otele vardığımızda namazımızı kıldık, ertesi günün planını yaptıktan sonra uykuya daldık.
SİOSEPOL VE KHAJU KÖPRÜLERİ
Zağros Dağları’ndan doğup İsfahan’ın ortasından geçen Zayende Nehri, şehre hayat verirken üzerinde farklı dönemlere ait taş köprüler barındırıyor. Bizim gezebildiğimiz iki önemli köprü: Siosepol (Se-o-se Pol) ve Khaju Köprüsü.
Siosepol (Se-o-se Pol),3 1602’de inşa edilmiş, adını Farsça “33”ten alıyor çünkü 33 sütun üzerine kurulmuş. 300 metre uzunluğunda, 14 metre genişliğinde. I. Abbas’ın komutanı Allahverdi Han tarafından yaptırılmış. Siosepol Köprüsü; Si o Se Çeşme, Çehar Bağ, Celfa ve Zayende Rûd isimleriyle de biliniyor. Köprünün her iki yanında nehir boyunca büyük parklar ve yeşil alanlar uzanıyor.
Khaju Köprüsü (Pol-e Khaju),4 Timur döneminin sonlarında yaya, atlı ve deve kervanlarının geçişi için yapılmış, ancak II. Şah Abbas’ın emriyle, 1650 yılında eski köprünün yerine inşa edilmiştir. “Şah Köprüsü” olarak da biliniyor. Safevîler döneminde dünyanın en güzel köprüleri arasında gösterilen bu yapı 133 metre uzunluğunda, 12 metre genişliğinde ve 23 kemerden oluşur. Hem nehrin akışını düzenlemek hem de çevredeki alanların sulanması için yararlanılmış. Nehre doğru uzanan taş merdivenlerde, sadece nehri izlemek için bir köşede saatlerce oturan, bu güzelliğin içine kendini dahil edenlerin sayısı oldukça fazla.
Bizde İsfehan’daki son günümüzde köprüyü akşam yatsı vakti arası görme imkânı bulduk. Işıklandırılmış haliyle bir başka güzeldi. Ancak terminale yetişme telaşıyla kısa sürede gezebildik. Nehre doğru uzanan merdivenlere oturan, çevredeki parkları dolduran insanlar ile iğne atsanız yere düşmeyecek kadar yoğun bir kalabalık vardı. Köprünün Siosepol’den farklı bir özelliği, tam ortasında Şah’ın seyretmesi için yapılmış dışa doğru çıkıntılı ve üstü kapalı bir seyir terasının bulunmasıydı. Bu ayrıntı köprüyü daha da özel kılıyordu. Ancak kalabalık Muhammed’in hoşuna gitmedi; tatil nedeniyle mi yoksa her zaman mı böyle olduğunu kestiremedik.
8.gün – İsfahan (9 Ağustos 2019 Cuma)
Sabah, Melal Hotel’de sıkı bir kahvaltının ardından ayrıldık. (Otel ücreti: indirimli 3.000.000 IR, indirimsiz 3.760.000 IR; iki kişilik oda, bir gece). Her zamanki gibi önce otobüs terminaline giderek saat 23.30 için Tahran biletimizi aldık. (Kişi başı 475.000 IR).
SALLANAN MİNARE – (Monar Jomban)
Şehir merkezinden yaklaşık 8 km uzaklıktaki Sallanan Minareye sabah erkenden gittik. Biz vardığımızda minarenin sallanma gösterisi bitmek üzereydi. Aslında burası bir türbe; içinde sufi Amu Abdullah Garladani yatıyor. Küçük bir bahçe içerisinde yer alan türbeye, 1316’da inşa edilen yapıya sonradan mimar Bahaeddin Amili tarafından minare eklenmiş. Mimari bir hata sonucu minarelerin sallandığı söyleniyor. Günümüzde “Sallanan Minare” olarak biliniyor ve İsfahan’ın önde gelen turistik mekânlarından biri.
Girişte bilet alarak içeri girdik (kişi başı 200.000 IR). Yapının neredeyse tamamı dışarıdan görülebiliyor. Biraz bekledik, nasıl sallandığını görmek istedik. Yaklaşık bir saat sonra kalabalık artınca görevli alkışlar eşliğinde minareyi sallamaya başladı. Minare sallandıkça takılı çan sesi hızlanıyor, izleyiciler heyecanla bu ilginç olayı takip ediyordu.
BİRD GARDEN – (Kuş Bahçesi)
Sallanan Minare’den ayrıldıktan sonra hemen yakınındaki Bird Garden’a5 geldik. Büyük bir yeşil alan içerisinde yer alan bahçede ayrıca akvaryum, sürüngenler, kelebekler bölümü ve teleferik bulunuyor. Ancak biz yalnızca kuş bölümünü gezdik. Kuş Bahçesi’nde birçok tür serbestçe dolaşıyor, insanların arasından geçiyor. Alan yüksek tel örgüyle kapatılmış. Muhammed’le hem gezdik hem dinlendik, bol bol fotoğraf çektik.
CHEHEL SÜTUN (Kırk Sütun Sarayı)
Kuş Bahçesi’nden ayrıldıktan sonra şehre dönüp para bozdurduk ve Çehehel Sütun Sarayına6 gittik. Öğle namazını bahçede cemaatle kıldık, ardından biletimizi alıp içeri girdik (kişi başı 300.000 IR). Saray, 67.000 m²’lik bir alanın ortasında yer alıyor. Yapımına Şah Abbas döneminde başlanmış, II. Şah Abbas döneminde 1647’de tamamlanmış.
Binanın önünde büyük bir havuz, içeride ise duvarlarda tarihî sahneler var. Yüksek sütunları, işlemeli tavanları ve zengin minyatürleri çok etkileyici. Bir duvarda Çaldıran Savaşı betimlenmiş; diğer resimlerde Safevî hükümdarlarının saray şölenleri görülüyor. Saray 1706’da yanmış, yeniden yapılmış ve bugün Eski Eserler Müzesi olarak kullanılıyor. Yapıda 20 sütun var; havuza düşen yansımalarıyla sayı 40’a ulaştığı için “Kırk Sütun Sarayı” deniyor.
Çehel Sütun’u gezdikten sonra tekrar Nakş-ı Cihan Meydanına döndük. Kapalı çarşıyı dolaştık, hava serinleyince çimenlere oturup çekirdek çitledik. İkindi ve akşam namazlarını yine İmam Camii’nde kıldık.
Meydan çok kalabalıktı. Khaju Köprüsü’nü görmek için Snapp’ten araç çağırmak istedik ama yoğun trafik nedeniyle mümkün olmadı. Yürüyerek gitmeye karar verdik. Yol üzerinde kavun suyu ve atıştırmalık aldık. Sonunda yürüyerek Khaju Köprüsüne vardık, kısa bir süre gezdikten sonra taksiyle terminale döndük. Yatsı namazını kıldıktan sonra 23.30 otobüsümüze bindik. Yolculuk başlamadan önce içerisinde meyve ve salatalık bulunan paketler tüm yolculara ikram edildi.
| İSFAHAN GEZİ ROTASI 1.Nakş-ı Cihan Meydanı 1.1.Şeyh Lutfullah Camii 1.2.Mescid-i Şah (İmam Camii) 1.3.Âlî Kāpû Sarayı 1.4.Tarihi Kapalı Çarşı 2.Siose Pol (Köprü-33 Gözlü) 3.Khaju (Hâcû) Köprüsü 4.Sallanan Minare 5.Bird Garden 6.Çehel Sütun Sarayı |
