MANASTIR-CAMİLER
| Hamza Bey Camii | İshakiye Cami ve Külliyesi (İshak Çelebi Camii) | Yeni Camii (Kadı Mahmud Çelebi Camii) |
HAMZA BEY CAMİİ
Yol üzerinde tek kubbesi ve minaresiyle dikkat çeken Hamza Bey Camini görüyoruz. Geniş avlu içinde yeni restore edilmiş, oldukça güzel bir cami. Erken saat olduğu için kapalıydı. Manastır Hamza Bey Camiine ait tamir kitabesi latinize olarak dört dilde verilmiş. Kitabe miladi 1856-1857 tarihinde yazılmış. Çalışmayı, Uluslararası Balkan üniversitesi, Yurtdışı Türkler gibi kuruluşlar yapmış. Kitabede şu ifadeler yer alır: “Ey ibadet eden! Bu mabet çok haraba yüz tutmuştu; kardeşlerin yardımıyla tamir edildi de yüzünü gösterdi. onun kapısını şu “tarih-i mücevher” ibâresiyle süsledim: “İşte câmi” gel eda kıl sen salatı dâ’ima” (işte cami, sen gel daima namaz kıl) Sene 1856/1857“
Hamza Bey Camii, Makedonya’nın Manastır şehrinde XV–XVI. yüzyıllarda inşa edildiği tahmin edilen bir Osmanlı eseridir. Yapım tarihi ve banisi kesin olarak bilinmemekle birlikte, mimari özellikleri klasik Osmanlı dönemine işaret eder. Cami taş ve tuğla karışımıyla inşa edilmiş olup, duvar tekniğinde taşların dikine yerleştirilmiş tuğlalarla çerçevelenmesi dikkat çekicidir. Dikdörtgen planlı yapının mihrabı dışa taşkın bir çıkıntı içinde yer alır; kubbesi sekizgen kasnak üzerine oturtulmuştur. Pencerelerindeki üç kademeli niş düzeni, cami mimarisinde nadir görülen bir özelliktir.
Caminin on iki cepheli kesme taştan minaresi özgün hâlini koruyarak günümüze ulaşmıştır. XIX. yüzyılda avlu duvarı ve giriş kapısı yenilenmiş, esas son cemaat yeri ise yıkıldığından yerine basit bir giriş mekânı yapılmıştır. 1995’te restorasyon çalışmaları başlatılmış ancak imkânsızlıklar nedeniyle tamamlanamamıştır. Günümüzde cami ibadete açık değildir. Ayrıntı TDV İslâm Ansiklopedisi: Hamza Bey Camii.





İSHAKİYE CAMİ VE KÜLLİYESİ-(İshak Çelebi Camii)
İshakiye Camii ve Külliyesi, Makedonya’nın Manastır şehrinde XVI. yüzyıl başlarında inşa edilmiştir. II. Bayezid döneminde 1506’da yaptırılan külliye, cami, medrese, mektep, zâviye, imaret ve tabhâneden oluşmaktaydı; günümüze yalnızca cami ulaşmıştır. Caminin banisi, Manastır ve Selanik kadılığı yapmış olan İshak Çelebi’dir; külliye için vakfiyesinde çeşitli şehirlerde dükkân, ev, değirmen ve arsalar tahsis etmiştir. Cami kare planlı olup büyük bir kubbe ile örtülüdür; taş ve tuğla örgülü duvarları, trompları ve mukarnaslı geçişleriyle klasik Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşır. Dış cephede üç sıra pencere, mukarnaslı mermer mihrap ve şebekeli mermer minber dikkat çekicidir. Minare ise Rumeli’deki örneklerine göre oldukça yüksek olup yaklaşık 45 metreye ulaşır. Külliyeye ait medresenin vakfiyede on hücreli olduğu, müderris ve öğrencilere maaş ve burs bağlandığı belirtilir; ancak bina I. Dünya Savaşı sonrası yıkılmıştır. Detaylı bilgi için TDV İslâm Ansiklopedisi sayfasına göz atabilirsiniz: İshakiye Camii ve Külliyesi.







YENİ CAMİİ (Kadı Mahmud Çelebi Camii / Nal Camii)
Cami girişinde bulunan Türkçe tabelada -çok sayıdaki yazım hataları olduğundan düzeltilmiş halini yayınlıyoruz: “Manastır’daki Yeni Cami, Kadı Mahmud Efendi’nin emriyle 1558 yılında, bir Hıristiyan tapınağının kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. Mimari açıdan, Edirne’deki erken Osmanlı üslubu ile klasik Osmanlı üslubu arasında bir geçişi temsil eder ve yaklaşık 45 yıl önce yapılmış olan İshak Çelebi Camii’ne benzerlik gösterir.
Caminin ibadet mekânı 12,78 x 12,78 metre ölçülerindedir. Kubbesi 19 metre yüksekliğinde, minaresi ise 39 metreye ulaşmaktadır. Duvarlar, nehir taşından yapılmış olup “opus emaye” tekniğiyle örülmüştür. Kare taban üzerine tromplarla sekizgen bir tambur yerleştirilmiş ve kubbe bu şekilde yükseltilmiştir. İlk yapıldığında verandası açıktı; 1890’da köyden Pavle Ristić (Smmilevo) tarafından 14,20 metre uzunluğunda ve 10 metre genişliğinde, altı kubbeyle örtülü yeni bir son cemaat yeri eklenmiştir.
Camiyle ilgili en bilinen efsane, Aziz George’un atının nallarının izlerini taşıdığına inanılan “Nal Camii” adıdır. Rivayete göre, cami bir kilisenin üzerine yapıldığı için Aziz George’un atı duvara arka toynaklarıyla vurmuş ve iz bırakmıştır. Bu sembolizm, şehrin Aziz Petrus’a adanmış eski bir tapınağıyla bağlantılı Hıristiyan mitolojisine dayandırılır.”




