İSKEÇE
İskeçe (Xanthi) – Osmanlı Mirası ve Çok Kültürlü Kimliğiyle Batı Trakya’nın Kalbi
İskeçe’nin Tarihçesi ve Bugünkü Durumu
İskeçe, 26 Eylül 1371’deki Çirmen Zaferi ile Sultan I.Murad zamanında Osmanlı topraklarına katıldı. Anadolu’dan, özellikle Konya bölgesinden getirilen Türk nüfusla şehirde Müslüman kimlik güçlendirildi. 18. ve 19. yüzyıllarda tütün ticareti sayesinde zenginleşti. Balkan Savaşları sırasında Osmanlı hâkimiyetinden çıkan İskeçe, 1912–1913 yıllarında önce Bulgaristan, ardından Yunanistan tarafından işgal edildi. 1 Eylül 1913’te kurulan kısa ömürlü Garbi Trakya Hükümeti’nin ardından 29 Eylül 1913 İstanbul Antlaşması ile Osmanlı Devleti İskeçe’yi Bulgaristan’a bırakmak zorunda kaldı. Böylece Osmanlı’nın İskeçe üzerindeki hâkimiyeti fiilen sona erdi.
1923 Yılında Batı Trakya Nüfusu Türk 42.671, Yunan 8.728, Bulgar 522, Yahudi 220, Ermeni 114 kişiydi. Bugün yaklaşık 100.000 nüfusa sahip olan şehirde Müslüman Türk azınlık %30–35 oranında bulunuyor. Bu topluluk özellikle Ahiriyan Mahallesi ve çevresinde yoğunlaşmış durumda. Dinî ve kültürel hayatın merkezi ise İskeçe Müftülüğü. Müftülük, hem dinî hizmetler hem de eğitim faaliyetleriyle Müslüman kimliğin korunmasında önemli bir rol üstleniyor.1
Gezi Rotamız
İskeçe, Batı Trakya’nın kalbinde, Osmanlı mirasıyla yoğrulmuş taşlı sokakları, camileri, kiliseleri ve çok kültürlü yapısıyla Balkan turumuzun en karakteristik duraklarından biri oldu. Sınırda yaklaşık 2 saate yakın bekledik. Yunanistan sınırından 17 gibi giriş yapabildik. İskeçe’ye 18.30’da vardık. Öncelikle konaklayacağımız yere, Karşımahalle Camii yanındaki daireye gittik. Tepede konumlanmış, küçük ama sıcak bir cami. Eşyalarımızı bıraktıktan sonra cami mütevelli heyetinden ağabeyimiz şehri gezdirmek üzere bizi araçla şehir merkezine götürdü. Aracımızı park ettikten sonra Meydan ve çevresini gezmeye başladık.
Saat Kulesi ve Meydan: Meydan denilen yerde Osmanlı Döneminde bir külliye bulunuyormuş. Cami, imaret, hamam, belediye ve kaymakamlık binası ve çeşme…. Haftalık pazar da bu bölgede kurulurdu.
Saat kulesi, 1870 yılında zengin bir tüccar olan Hacı Emin Ağa tarafından yaptırılmış. Saat kulesi mimari olarak değişikliğe uğramış. 1934 yılında art deco tarzında yenilenmiş. Saat kulesinin yüksekliği 20,5 metreye ulaşır. Aynı yerde Eskicami, Pazaryeri Camii veya “Yeni Pazar Camisi” olarak anılan cami II.Dünya Savaşı sırasında Bulgarlar tarafından yıkılmış. Cami haziresinde çok sayıda kabir bulunmaktaydı.2
Günümüzde her pazar sabahı, Ordu Kolordusu bandosuyla birlikte bir askeri birlik Saat Kulesinin direğine bayrak açar ve aynı günün öğleden sonra bayrağı indirir.
Saat Kulesi şehrin simgesidir ve 2014 yılında Modern Anıtlar Merkez Konseyi tarafından oybirliğiyle anıt olarak ilan edilmiştir. Saat kulesi önünde bol bol fotoğraf çekiliyoruz. Şehri gezmeye devam ediyoruz.



Eski Şehir (Palia Polis / Old Town): Dar sokaklar, taş döşeli yollar, Osmanlı konakları adeta bir açık hava müzesi. Ahiriyan Mahallesi Türklerin yoğun yaşadığı bölge. Şehir, 1829’daki depremlerden sonra 1830’da yeniden inşa edilmeye başlandı. 19. yüzyılın ortalarından 20. yüzyılın başına kadar gelişti; bu dönemde tütün ticareti şehrin ekonomisini şekillendirdi. 1994’te çıkarılan ve evlere herhangi bir dış müdahaleyi yasaklayan bir yasa sayesinde malikaneler ve işçi evleri koruma altına alınmıştır. Şehirde gezmeye devam ediyoruz.
Meydanın hemen yakınında Mescid-i Atik Camii yer alıyor. Cami kapalı idi. Yapılış tarihi kesin olarak belgelenmemiş; kaynaklarda 16. yüzyıl sonları ile 17. yüzyıl başlarına tarihlendiriliyor. Küçük ölçekli, sade bir cami olup taş ve tuğla işçiliğiyle yapılmıştır.
Halen Sanat ve Düşünce Topluluğu olarak kullanılan eskiden Daniel Malikanesi olan binayı geziyoruz. Bina üç katlı. İçeride seminer odaları bulunmakta, ayrıca fotoğraflar ve bazı kişisel eşyalar sergilenmektedir.
Uzaktan tepede gözüken Agios Vlasios Kilisesini fotoğraflıyorum. Araştırmalarımıza göre kilise 1838 yılında eski kilise kalıntıları üzerine yeniden inşa edilmiştir.
Şehri adımlamaya devam ediyoruz. Üç katlı bir yapının önünde duruyoruz. Bu kez içeri giriyoruz. Bu binada bir önceki binada olduğu gibi çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bir mekan. En üst katta program vardı. Bu sebeple fotoğraf çekemedik.
İskeçe’nin taşlı yolarında yürümeğe devam ediyoruz. Önümüze gelen her farklı binayı fotoğraflamaya çalışıyoruz. Üç katlı bir başka malikanenin önünden geçiyoruz halen Tarih ve Folklor Müzesi olarak faaliyet gösteriyormuş. İçeri girmedik. Malikane, 1880 yılında tütün tüccarı kardeşler Dimitris ve Pantelis Kougioumtzoglou tarafından inşa edilmiş. Binanın kendisi dikdörtgen yapısıyla karakterize edilir ve iki aynı konuta ayrılmıştır. Her birinin kendi bağımsız girişi, iki katı ve yarı bodrum katı ile binanın boyunca çatılı bir çatısı vardır. 1975’te müzeye dönüştürülmüş. Fresklerle süslü binanın arkasında hamamlar ve bir Ortodoks şapeli var. Kalıcı koleksiyonlar, bağışçıların %80 katkısıyla oluşturulmuştur. Bugün, 20. yüzyılın başlarındaki kamu ve özel yaşam, şehrin sosyal, ekonomik, dini yaşamı ve kırsalından veriler sunan sergiler, atölye çalışmaları ve eğitim programları düzenlenmektedir.3
Mitropoleos Meydanı:
Bu kez Timios Prodromos Metropolit Kilisesi ve Mitropoleos Meydanına ulaşıyoruz. Kilise kapalı olduğu için dıştan fotoğraflayabildik. Metropolitan Church of St. John the Baptist şehrin en büyük Ortodoks kilisesi imiş. 1839’da yeniden inşa edilen yapı üç katlı çan kulesi bulunan üç nefli bir bazilika formundadır. Taşın tek katlı yapısı ve çatısındaki gösterişli ahşap süslemeler dikkat çekmektedir. Kilisenin hemen yanında, 1897’de inşa edilmiş ve mimari yapısıyla öne çıkan Metropolitan Sarayı yer alıyor. Meydanda ayrıca tütün tüccarı Michael Metaxas Matsinis tarafından 1840 yılında inşa edilen İlkokul bulunuyor. Mitropoleos Meydanı, Eski Şehir Festivalleri sırasında ana etkinliklerin merkezi olarak kullanılıyor. 4
Şehrin sokaklarını adımlarken bir çok tarihi bina gördük, fotoğrafladık. Sonunda Pammegistoin Taksi Kilisesi’ne ulaştık. Kavaki ilçesinde yer alan bu kilise, nartekste bulunan rölyef adanma yazıtına göre 1834 yılında yeniden inşa edilmiş.
Sokaklarda Osmanlı mimarisine ait cumbalı evler görmek bizi sevindiriyor. Ne kadar yıkılmaya çalışılsa da Osmanlı medeniyetinin izleri güçlü bir şekilde devam ediyor. Yolda çok sayıda malikane ile karşılaşıyoruz. İskeçe, tütün ticaretiyle ünlenmiş bir şehir olduğundan büyük tüccarlar zamanında görkemli malikaneler yaptırmış. Önünden geçtiğimiz iki katlı bahçeli Stalios Anaokulu da bunlardan biri. Anaokulunun Yunanca tabelasında “Tütün tüccarı Panagiotis Stalios ve eşi Fotini tarafından bağışlanan bu yapı, 1881 yılında İtalyan bir mimar tarafından neo-rönesans tarzında, sade “serpantin” bir tasarımla ve yerel kumtaşından yapılmış çerçevelere sahip yüksek pencerelerle inşa edilmiştir. Dış cephesinde, korniş üzerindeki taş mimari unsurlar ve birinci kattaki balkon süslü korkuluğu gibi ilginç süslemeler bulunmaktadır.” İngilizce metinde ise yapının Yunan Ortodoks cemaatinin çocukları için inşa edildiği belirtiliyor.
Sokaklarda gezerken küçük bir yapı gördük; tabelasında buranın Türkçe söylenişi ile Aziz Phanourius Şapeli olduğunu yazıyordu. Şapelin hemen üst kısmında Akathistos Kilisesi bulunuyor. Biz yukarı çıkmadık; kiliseye merdivenlerle ulaşılıyor. Araştırmalarımıza göre, “Osmanlı İmparatorluğunun son dönemine özgü, ahşap narteksi olan, üç nefli, ahşap çatılı bir bazalika; İstanbul’daki çağdaşlarıyla benzerlik göstermektedir. 1829 depremlerinden sonra 1860-61 yıllarında yeniden inşa edilmiş olup, kronolojik olarak eski şehrin beş kilisesinden sonuncusudur. Bağımsız, belki de daha sonra eklenmiş bir çan kulesine sahiptir.”
Osmanlı cumbalı evlerinin arasından geçerek yokuş yukarı yürüyerek, Türklerin yoğun olarak yaşadığı Ahiriyan Mahallesine ve Ahiriyan Camiine ulaştık. 17.yüzyıla ait olan cami, Dramalı Mehmet Paşa tarafından 1850’lerde yeniden inşa edilmiş. Avlusunda hazire bulunuyor. Osmanlı döneminde Müslümanların yoğun yaşadığı yerlerden biri. Cami kapalı idi; fakat imam kardeşimiz bizi görüp kapıyı açtı. Cami içeresini ve avluyu, avludaki kabirleri fotoğrafladık. Cami yüksek bir konumda olduğu için manzara çok güzeldi. Tam o sırada gökyüzünde beliren gökkuşağı fotoğraf karemizde yerini aldı.
Akşam namazı vakti yaklaşırken bu kez yokuş aşağı inerek bölgedeki ulu çınardan adını alan Çınar Camii’ne ulaştık. Aşağı Mahalle Çınar Camii Hacı Ahmed’in oğlu Çıplak Hüseyin tarafından 1189 (1775) yılı civarında inşa edilmiştir. Geniş avlusu ve cemaatin canlılığıyla dikkat çekiyor. Avluda banklarda oturmuş, namaz vaktini bekleyen amcalarımızla selamlaştıktan sonra camiye geçtik. Namazdan sonra cami imamı genç kardeşimizle tanıştık, kısa bir hasbihal ettik. Ardından dönüş yoluna koyulduk. Yarın erkenden yola çıkacağız. Yolda Müslümanların çay ocağında molası verdik. Çaylarımızı yudumlarken sohbetlerine eşlik ettik. İskeçe’de kendimizi evimizde hissettik; hiçbir yabancılık çekmedik. Sabah namazını camide kıldık. İmamla vedalaştık. Biraz daha dinlendikten sonra kahvaltı sonrasında 8.15 te Kavala’ya hareket ettik.



| İSKEÇE GEZİSİ (Aşağıdaki yıldızlı başlıklarda ayrıntı ve daha fazla fotoğraf verilmiştir). -İskeçe’nin Tarihçesi ve Bugünkü Durumu -*Karşımahalle Camii, -Saat Kulesi ve Meydan, —Yeni Pazar Camisi (şu an yok), -*Mescid-i Atik Camii, *Eski Şehir (Palia Polis / Old Town), -Daniel Malikanesi (Sanat ve Düşünce Topluluğu), -Agios Vlasios Kilisesi, -….. Malikanesi, -Kougioumtzoglou Malikanesi (Tarih ve Folklor Müzesi), –Mitropoleos Meydanı, —Timios Prodromos Metropolit Kilisesi, —Metropolitan Sarayı, -Pammegistoin Taksi Kilisesi, -Stalios Anaokulu, -Aziz Phanourius Şapeli, -Akathistos Kilisesi, -*Ahiriyan Camii, -*Çınar Camii (Aşağı mahalle) |
- Ayrıntılı bilgi için İSKEÇE – TDV İslâm Ansiklopedisi ve İskeçe – Vikipedi maddelerine bakılabilir. ↩︎
- Saat Kulesi, yerleşimin var olmayan merkezi camisi (Yeni Pazar Camii) ile temas halinde inşa edilmiştir ve girişini vurgulamaktadır. 1870 yılında yerel zengin aristokrat Hacı Emin Ağa tarafından şehre bir saygı duruşu olarak geleneksel bir şekilde inşa edilmiştir. 1934 yılında art deco tarzında yenilendi. Yüksekliği 20,5 metreye ulaşır.
Bina, 19. yüzyılın sonunda, kapitalist ekonominin ortaya çıkması ve ona dayatılan yeni zaman algısıyla şehrin bu bölgesinde üretken ilişkilerdeki tarihsel değişimin bir anıtıdır.
Kule ve cami, 1870’te Xanthi’nin aynı adlı Bölge’nin (Kaza) başkenti olarak ortaya çıkmasından sonra, açık hava pazarı meydanı (günümüz Merkez Meydanı) etrafında şehrin İslam merkezi (külliye) anıtsal yapısının bir parçasıydı. Külliyenin diğer binaları ise seminari, hamam, Kaymakam (Vali) karargahının binası, Belediye Binası ve yoksul evi (imaret) idi.
O dönemde meydana giren meydanın merkezinde, bir çeşme vardı; Meydan, haftalık pazarın (pazarın) yeriydi ve batısında, Yeni Pazar Camidinin avlusunda bir İslam mezarlığı bulunuyordu.
Bugün, her pazar sabahı, Ordu Kolordusu bandosuyla birlikte bir askeri birlik Saat’in direğine bayrak açar ve aynı günün öğleden sonra bayrağı indirir.
Saat Kulesi şehrin simgesidir ve 2014 yılında Modern Anıtlar Merkez Konseyi tarafından oybirliğiyle anıt olarak ilan edilmiştir. ↩︎ - Tarih ve Folklor Müzesi: 1975 yılında Xanthi İlerici Birliği (F.E.X.) tarafından kurulmuş olup, eski Xanthi kasabasındaki Kougioumtzoglou malikanesinde bulunmaktadır. Kendisi bir sergi olan bina, 1880 yılında tütün tüccarı kardeşler Dimitris ve Pantelis Kougioumtzoglou tarafından inşa edilmiştir ve 20. yüzyılın başında gelişen bir şehrin sosyal ve ekonomik yaşamına tarihsel bir tanıklık niteliğindedir. 1830’dan itibaren Xanthi şehrinde inşa edilmeye başlanan belirli bir ev tipolojisinin en karakteristik örneklerinden biridir. Tepenin kuzey tarafında, Xanthi’nin eski kasabasının inşa edildiği yerde, Mitropoleos Meydanı’nın birkaç metre aşağısında yer almaktadır. Binanın kendisi dikdörtgen yapısıyla karakterize edilir ve iki aynı konuta ayrılmıştır. Her birinin kendi bağımsız girişi, iki katı ve yarı bodrum katı ile binanın boyunca çatılı bir çatısı vardır. Kalıcı koleksiyonlar, bağışçıların %80 katkısıyla korundu. Bugün, 20. yüzyılın başlarındaki kamu ve özel yaşam, şehrin sosyal, ekonomik, dini yaşamı ve kırsalından veriler sunan sergiler düzenlenmektedir. Aynı zamanda, şehirde yeni yaratımın damgasını veren atölye çalışmaları ve eğitim programları da vardır. Xanthi Folklor ve Tarih Müzesi, şehrin modern tarihinin unsurlarını edinen, koruyan ve araştıran kurumdur. En büyük bağışçılardan birinin Selanikli Kyriakos Stamatiadis’in (eski Xanthi kasabasında yaşamış) olduğunu, sunduğu iş ve mallarla şehrin Folklor Müzesi ve Yunan İzcilerinin gelişimine aktif katkıda bulunduğunu belirtmek gerekir. Katkıları nedeniyle ölümünden kısa bir süre önce, 2014 yazında Xanthi Belediyesi tarafından onurlandırıldı. ↩︎
- Mitropoleos Meydanı, etrafında en önemli binaların bulunduğu ve ana yolların bittiği eski Xanthi’nin geleneksel yerleşiminin merkezi olarak kabul edilir. Mitropoleos Meydanı’nda, şehrin koruyucu azizi olan Aziz Yahya Vaftizci Metropolit Kilisesi hakimdir; bu kilise, Metropolit Evgenios’un çabalarıyla 1839’da yeniden inşa edilmiştir ve üç katlı çan kulesi bulunan üç nefli bir bazilikadır. Taşın tek katlı bir yapısı ve çatısında gösterişli ahşap yapılar bulunmaktadır. Kilisenin yanında, 1897’de inşa edilmiş ve mimari yapısıyla öne çıkan Metropolitan Sarayı bulunmaktadır. Kutsal Xanthi ve Peritheori Metropolü’nün ofislerine ev sahipliği yapmaktadır ve toplam alanı 675 metrekaredir ve servi ağaçlarıyla çevrili bir bahçeyle çevrilidir. Meydanda ayrıca tütün tüccarı Michael Metaxas Matsinis tarafından 1840 yılında inşa edilen Birinci İlkokul da bulunmaktadır. 1870’e kadar kız okulu olarak faaliyet gösterdi. Mitropoleos Meydanı’nda ayrıca Xanthi’nin en büyük tütün tüccarlarından ve finansal olarak güçlü vatandaşlarından biri olan Panagiotis Stalios tarafından 1881 yılında inşa edilen Stalios Anaokulu da bulunmaktadır. İtalyan bir mimar tarafından neo-Rönesans standartlarında tasarlanmış zarif bir binadır. Mitropoleos Meydanı, Eski Şehir Festivalleri sırasında ana etkinliklerin merkezi sahnesidir. ↩︎
