ÜSKÜP-CAMİLER
| Sultan Murad Camii-Külliye —Dağıstanlı Ali Paşa Türbesi —Beyhan Sultan Türbesi —Saat Kulesi Gazi İshak Bey Türbesi Gazi İsa Bey Camii | İshak Bey (Alaca) Camii —Paşa Bey Türbesi Hüdaverdi Camii Arasta Camii Mustafa Paşa Camii Murat Paşa Cami | GÖRMEDİĞİMİZ CAMİLER Dükkancık Camii Hacı Balaban Camii Köse Kadı Camii |
SULTAN MURAD CAMİİ (SULTAN MURAD KÜLLİYESİ)
Üsküp’te XV. yüzyılda inşa edilen Sultan Murad Külliyesi; cami, medrese, mektep ve imaret yapılarından oluşur. Zamanla Beyhan Sultan ve Dağıstanlı Ali Paşa türbeleri ile saat kulesi de külliye bünyesine katılmıştır.
Külliyenin merkezi olan cami, II. Murad tarafından 1436-37’de yaptırılmış; yangın, işgal ve depremler sonrası çeşitli dönemlerde (III. Ahmed, Sultan Reşad) onarımlardan geçmiştir. Erken Osmanlı mimarisinin Balkanlar’daki en önemli örneklerinden biri kabul edilen yapı, Bursa Ulucamii ve Edirne Eski Camii ile benzerlikler taşır. Medrese, Evliya Çelebi tarafından Üsküp’ün en tanınmış medreselerinden biri olarak anılmış, 1932’ye kadar faal olmuş, 1963 depreminde yıkılmıştır.
Beyhan Sultan Türbesi (1557) ve Dağıstanlı Ali Paşa Türbesi (1780) külliyenin önemli türbelerindendir. Ayrıca külliye avlusundaki saat kulesi, Osmanlı sınırları içinde inşa edilen ilk saat kulesi olarak bilinir (1566-1573)
Ayrıntılı bilgi için TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Sultan Murad Külliyesi” maddesini ziyaret edebilirsiniz: islamansiklopedisi.org.tr/sultan-murad-kulliyesi.



















—Beyhan Sultan Türbesi
—Dağıstanlı Ali Paşa Türbesi
—Saat Kulesi
GAZİ İSHAK BEY TÜRBESİ
Sultan Murad Camiinden ayrılıp, saat kulesinin yanından uzaktan minaresi görülen Gazi İsa Bey Camiine doğru yol alıyoruz. Yolun üst kısmında otların sardığı, bakımsız ve adeta kaderine terk edilmiş bir türbe dikkatimizi çekiyor: İshak Bey Türbesi. Çevresi ne yazık ki ayyaş yuvasına dönmüş, oldukça mahsun bir görüntü sergiliyor. Otların arasından türbenin yanına yaklaşıyoruz. Yapı, Dağıstanlı Ali Paşa Türbesi gibi üstü örtülü, yanları açık formda yapılmış. İçinde tek bir kabir bulunuyor. Orijinal olmayan Türkçe kabir taşında “Paşa Yiğit oğlu İshak Bey” yazısını okuyoruz. Türbenin hemen aşağısında kalan Gazi İshak Bey Camii’ni uzaktan fotoğraflıyoruz. Biran önce türbenin bakımı ve çevre düzenlemesi yapılmasını temenni ederek, Gazi İsa Bey Camine devam ediyoruz.
Sultan Murad Camii’nin kuzeyinde, Saat Kulesi’nin yanında İshak Bey’in türbesi yer almaktadır. İshak Bey’in ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1445 yılına ait belgelerde kendisinden “merhum” olarak bahsedilmektedir. Üsküp’ün ikinci Osmanlı valisi olan İshak Bey için inşa edilen türbenin günümüze yalnızca alt bölümleri ulaşmıştır. Burada, zarif profillere sahip özenle işlenmiş taş bloklardan oluşan sağlam bir altıgen temel görülebilmektedir.
Türbenin 1555 yılındaki büyük depremde ve 1689’daki olaylarda zarar gördüğü düşünülmektedir. Günümüzde ise yapı tamamen yeniden inşa edilmiştir. Türbenin bulunduğu mezarlık, geçmişte taş örgü bir duvarla çevriliydi; bu duvarın bazı kalıntıları hâlâ görülebilmektedir. İshak Bey Türbesi | Etnolojik Araştırmalar ve Uygulamalı Antropoloji Merkezi – CEIPA




GAZİ İSA BEY CAMİİ
Îsâ Bey Camii, Üsküp’te XV. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir. Üsküp sancak beyi İshak Bey’in oğlu Îsâ Bey tarafından 1475’te yaptırılan yapı, tabhâne odalarıyla birlikte zâviyeli camiler grubuna girer. Vakfiyesinde “hankah” olarak zikredilen cami, Osmanlı’nın erken döneminde İznik, Bursa ve Edirne’de örnekleri görülen zâviyeli cami tipinin Fâtih Sultan Mehmed devrindeki örneklerinden biridir.
Mimari açıdan, iki kubbeli ana mekân, yanlarda çapraz tonozlu hücreler ve beş kubbeli revaktan oluşan planıyla İstanbul’daki Murad Paşa Camii’ni hatırlatır. Almaşık taş-tuğla örgüsü Bursa camilerine benzerlik gösterir. Giriş cephesinde mermer kapı, sülüs hatlı inşa kitâbesi ve Fâtih devri ağaç işçiliğinin güzel örneği olan ahşap kapı kanatları dikkat çeker. İç mekânda mukarnaslı pandantiflerle geçilen kubbeler, Bursa kemerli nişler ve özgün düzenlemeler bulunur. Bu özellikleriyle Îsâ Bey Camii, Fâtih devrinde denenmiş zâviyeli cami tipinin son örneklerinden biri olarak ayrı bir önem taşır.
Ayrıntılı bilgi için TDV İslâm Ansiklopedisi’nin ilgili maddesini ziyaret edebilirsiniz: Îsâ Bey Camii – TDV İslâm Ansiklopedisi.











İSHAK BEY (ALACA) CAMİİ ve Paşa Bey Türbesi
Üsküp’te Türk devrine ait en eski eserlerden biri olan Alaca İshak Bey Camii, İshak Bey tarafından 1438-39’da inşa ettirilmiş, vakfiyesi ise 1444-45’te düzenlenmiştir. Cami, tabhâneli/zâviyeli tipte planlanmış olup merkezî kubbesi dilimli, pandantifleri mukarnaslıdır. Yan odalar tekne tonozla örtülmüş, son cemaat yeri altı sivri kemerle düzenlenmiştir. Yapı kesme taş ve üç sıra tuğla ile inşa edilmiştir. Caminin kapısı üzerinde boya ile yazılmış Arapça kitabe ve 1519 tarihli mermer kitâbe bulunmaktadır; bu ikinci kitâbe Hasan Bey tarafından genişletildiğini gösterir. Arkasında sekizgen planlı, süslemeli zarif bir mermer türbe yer almakta, ancak kitâbesi olmadığı için kime ait olduğu bilinmemektedir. Ayrıntılı bilgi için TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Alaca İshak Bey Camii” maddesini ziyaret edebilirsiniz: islamansiklopedisi.org.tr/alaca-ishak-bey-camii.












—Paşa Bey Türbesi
HÜDAVERDİ CAMİİ
Kurşunlu Han’ın kuzeydoğusunda, Bitpazar yönünde yer alan Hidaverdi Camii, Üsküp’ün erken Osmanlı dönemine ait önemli yapılarından biridir. Giriş kapısındaki kitabe ve vakfiye günümüze ulaşmadığından, inşa tarihi dolaylı verilerle belirlenmektedir. Cami, XV. yüzyıl sonu ile XVI. yüzyıl başlarında inşa edilmiştir.
Yapı, taş ve tuğlaların özenle istiflenmesiyle sağlam bir teknikle inşa edilmiştir. Bu özellikler günümüzde hâlâ minarede ve caminin bazı bölümlerinde görülebilmektedir. 1963 depreminde ağır hasar gören cami, uzun süre harap halde kalmış; ancak 1994-1995 yıllarında yeniden inşa edilerek ibadete açılmıştır.
Caminin planında altıgen bir kasnak üzerine oturan kubbe dikkat çeker. Kuzey cephesindeki portal, zarif profilli mermer çerçeveye yerleştirilmiş kemeriyle öne çıkar. Minare, yalnızca çatının yüksekliğine kadar korunmuş olup revaktan girilmektedir. Alt kısmı dikdörtgen, gövdesi dairesel formda olan minarede dekoratif geçit izleri görülmektedir; ancak üst bölümü hakkında bilgi bulunmamaktadır.
Kurucu, yapıyı iki caddenin köşesine yerleştirerek açık bir sundurma ile bütünleştirmiştir. Bu çözüm, zeminin koşullarına uygun olarak geliştirilmiştir. Duvarlar, klasik Osmanlı tekniğiyle dört sıra tuğla ve bir sıra taş dizilerek örülmüştür. Revakta yer alan sütunlar, hem caminin hem de revakın bir zamanlar kubbe ile örtülü olduğunu göstermektedir. Hidaverdi Câmii | Etnolojik Araştırmalar ve Uygulamalı Antropoloji Merkezi – CEIPA





ARASTA CAMİİ
Bedesten ile Kurşunlu Han arasındaki alanda yer alan Arasta Camii, Üsküp’ün en eski Türk-İslâm yapılarından biridir. Vakfiyesi günümüze ulaşmamış, giriş kapısındaki kitâbesi de korunmamıştır. Ancak caminin XV. yüzyıla kadar uzandığı ve Üsküp’ün ilk Osmanlı yöneticisi Paşa Yiğit Bey tarafından vakfedildiği kabul edilmektedir. Konumu itibarıyla Arasta Camii, Üsküp Çarşısı’nın kuruluşunda inşa edilen ilk önemli yapılardan biri olmuştur.
Cami XVII. yüzyılda yıkılmış, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda yeniden inşa edilmiştir. Duvarları taş ve tuğla sıralarıyla örülmüştür. Asıl adı bilinmeyen yapı, “Arasta” adıyla anılmaktadır. Eski Türkçede “arasta”, büyük bir caminin duvarına bitişik olarak kurulan, belirli bir loncaya hizmet eden kapalı pazar anlamına gelir. Nitekim Üsküp Çarşısı’nda da bir dönem böyle bir ticaret yapısı bulunmaktaydı. Bu cami hakkındaki en eski kayıt 1699 tarihli Üsküp Şer‘iyye Sicili’nde yer almaktadır.
Uzun süre yalnızca harap duvarları ayakta kalan caminin portal kalıntılarından, yapının heybetli olduğu anlaşılmaktadır. 1963’te Üsküp’ü sarsan büyük depremde ciddi hasar gören cami, 2010-2014 yılları arasında gerçekleştirilen restorasyonla bugünkü görünümünü kazanmıştır. Ancak bu yenileme sırasında eski yapının son kalıntıları da yıkılmış, bu durum tarihî dokunun kaybına yol açmıştır. Arasta Camii | Etnolojik Araştırmalar ve Uygulamalı Antropoloji Merkezi – CEIPA








MUSTAFA PAŞA CAMİİ
Üsküp Kalesi’nin karşısındaki hâkim bir tepede yer alan Mustafa Paşa Camii, Balkanlar’daki en etkileyici Osmanlı eserlerinden biridir. Konumu ve anıtsal yapısı sayesinde şehrin her tarafından görülebilmektedir.
Caminin giriş kapısı üzerindeki mermer kitâbeden, cami ile birlikte imaret, medrese ve çeşitli yapıları içeren külliyenin Üsküp komutanı Mustafa Paşa tarafından vakfedildiği anlaşılmaktadır. Mustafa Paşa, Osmanlı’da yüksek devlet görevlerinde bulunmuş, II. Bayezid (1481-1512) ve I. Selim (1512-1520) dönemlerinde vezirlik yapmıştır. Rumeli’de geniş mülklere sahip olan Paşa’nın Üsküp çevresinde Bulaçani, Creşevo, Raştak ve Batinci köyleri vakfına dâhildi.
Cami 1492’de inşa edilmiştir. Kare planlı yapı, 16,3 metre çapındaki kubbesiyle örtülüdür. Kubbe, Arapça yazılarla süslü kasnaklara oturur. İç mekânda pandantiflerde rûmî motifli kalem işi süslemeler görülür. Malakari tekniğiyle yapılmış bezemeler, XVI. yüzyıl Osmanlı sanatının inceliklerini yansıtır. Mihrap ve minber sade fakat zarif bir düzenlemeye sahiptir; mihrap çevresinde Allah, Muhammed ve dört halifenin isimleri yazılıdır. Müezzin mahfili, girişin üst kısmında yer alır.
Camiye beyaz mermerden yapılmış revaktan girilir. Revak, dört mermer sütunun taşıdığı üç küçük kubbe ile örtülüdür. Kuzeyde yükselen minare 47 metreyi aşar; şerefe mermerden yapılmış olup rozetlerle süslenmiştir. Portal, zengin profilli dikdörtgen çerçeve içinde çelenk motifleriyle bezenmiştir. Ahşap kapı kanatları kundekârî tekniğinde geometrik motiflerle işlenmiş, üst bölümlerde Kur’an’dan ayetler yer almıştır.
Mustafa Paşa, camiyle birlikte bir imaret de yaptırmış, bu yapı 1912’ye kadar hizmet vermiştir. Paşa’nın ölüm tarihi (1519) cami yanındaki türbesinde kayıtlıdır. Türbede Mustafa Paşa’nın yanı sıra kızlarından Ümi’nin gömülü olduğu kabul edilmektedir. Avluda, eski bir çeşmenin kalıntıları üzerine 1933’te yeni bir çeşme yapılmıştır. Su, XV. yüzyıl sonunda Mustafa Paşa tarafından kurulan Skopska Crna Gora su sistemiyle getirilmiştir.
Cami 1963 depreminde zarar görmüş, 1968’de restore edilerek eski ihtişamına kavuşturulmuştur. Son kapsamlı yenileme ise 2011’de tamamlanmıştır. Mustafa Paşa Camii | Etnolojik Araştırmalar ve Uygulamalı Antropoloji Merkezi – CEIPA














MURAT PAŞA CAMİİ
Üsküp’teki en güzel camilerden biri olarak kabul edilen Murat Paşa Camii, özgün mimarisiyle diğer yapılardan ayrılır. Eski Üsküp Çarşısı’nın tam merkezinde, Çifte Hamam’ın yakınında yer alan cami, şehrin önemli dini ve kültürel merkezlerinden biridir.
Caminin ilk yapısının XV. yüzyılda Şahinoğlu Murad Paşa tarafından inşa edildiği, bazı kaynaklarda ise Murad Paşa’nın babası İbni (Veled-i) Şahin tarafından yaptırıldığı belirtilmektedir. Bu nedenle kuruluş tarihi ve banilik konusunda farklı rivayetler vardır. Mevcut yapı ise 1689’daki büyük Üsküp yangınlarından sonra 1802-1803 yıllarında dönemin Üsküp valisi tarafından tamamen yenilenmiştir.
Mimari açıdan cami, Osmanlı barok üslubunun neoklasik İslami öğelerle birleştiği bir örnektir. Tek mekânlı dikdörtgen planlı yapı, dört su üzerine oturan çatı ile örtülüdür. Ahşap kaset tavanı, mahfili, mihrabı ve minberi Osmanlı barok tarzının tipik özelliklerini taşır. Sağ tarafında yükselen minare ise daha eski bir döneme ait olup bugünkü yapının mimarisinden farklı bir üslup sergiler.
Cami girişinde üç kitabe bulunmaktadır. Bunlardan biri 1741, diğeri 1790 tarihli olup üçüncüsünün tarihi kesinleşmemiştir. Ayrıca Arapça yazılmış bir kitabe, caminin 1689 yangınlarından sonra 1802-1803 yıllarında yeniden yapıldığını belgelemektedir.
Murat Paşa Camii, Osmanlı döneminden günümüze ulaşan önemli bir geleneği de sürdürmektedir: 1463’ten bu yana her cuma hutbe Türkçe okunmakta, müezzinler ise ezanı Türk makamıyla seslendirmektedir. Bu yönüyle cami, Balkanlar’da asırlardır Türkçe vaaz geleneğini yaşatan tek cami olma özelliğini taşır.
Bugünkü cami, 1982 yılında Üsküp Kültürel Anıtları Koruma Enstitüsü ile işbirliği içinde İslam Birliği Kurulu tarafından restore edilmiştir. Böylece hem mimari kimliği hem de kültürel mirası korunarak günümüze ulaşmıştır. Murat Paşa Camii | Etnolojik Araştırmalar ve Uygulamalı Antropoloji Merkezi – CEIPA
MURAT PAŞA CAMİİ – ÜSKÜP / MAKEDONYA – Tarih Gezisi








GÖRMEDİĞİMİZ CAMİLER
Dükkancık Camii
Üsküp’ün kuzeybatısında, Hacı Balaban Camii’nin yakınında yer alan Dükkâncık Camii, XVI. yüzyıl Osmanlı mimarisinin önemli örneklerinden biridir. Yapımına dair kesin tarih bilinmemekle birlikte, Müezzin Hoca el-Medînî olarak bilinen Mevlânâ Muslihuddin bin Abdulgani’nin vakfiyesi korunmuştur. Bu vakfiye, caminin 1549/50’de resmiyet kazandığını göstermektedir. Aynı vakfiyeden, Müezzin Hoca’nın Novi Pazar’da Altan-Alem Camii ve Trepça’da bir cami daha inşa ettirdiği anlaşılmaktadır. Üsküp’teki cami başlangıçta “Müezzin Hoca Camii” olarak anılmış, 1615’ten itibaren ise bulunduğu çarşıya atfen “Dükkâncık Camii” adıyla tanınmıştır.
Cami, tek kubbeli planıyla anıtsal bir görünüm sergiler. Orta bölümün önünde, iki mermer sütunun taşıdığı revak yer alır. Bu revak, yeniden inşa sırasında sadeleştirilmiş ve dörtgen biçimde sabitlenmiştir. Revak iki küçük kubbe ile örtülüdür. Caminin ana kubbesi kurşunla kaplanmıştır. Giriş portalı asimetrik biçimde sol yan duvara yerleştirilmiştir. Yapı bir dönem zengin süslemelere sahipti; günümüzde bu izler sınırlı ölçüde görülebilmektedir.
Caminin minaresi ise tüm doğal afetlere ve insan kaynaklı yıkımlara rağmen ayakta kalmayı başarmıştır. İnce ve zarif gövdesi oyma taştan yapılmış, şerefe altında sarkıt bezemelerle süslenmiştir. Şerefe korkuluklarında delikli taş levhalar üzerinde zarif oryantal motifler dikkat çeker.
Yapı, 2004 yılında başlatılan restorasyon çalışmalarıyla yeniden ihya edilmiştir. Bu süreç, Şarjah Arap Emirliği, Türk kuruluşları ve bazı Makedon işadamlarının mali desteğiyle yürütülmüş; cami 2007 yılında yeniden ibadete açılmıştır. Dükkancik Camii | Etnolojik Araştırmalar ve Uygulamalı Antropoloji Merkezi – CEIPA
Hacı Balaban Camii
Kurşunlu Han ile Dükkâncık Camii arasında yer alan Hacı Balaban Camii, Üsküp’ün erken Osmanlı dönemine ait önemli yapılarındandır. Giriş kapısındaki kitabe ve vakfiye günümüze ulaşmadığından kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak mimari özellikleri, revak sütunları ve süslemeleri XV. yüzyıla işaret etmektedir. Ayrıca avluda bulunan ve 1520 yılına tarihlenen mezar taşı, caminin bu tarihten önce inşa edildiğini göstermektedir. Arşiv belgelerine göre caminin banisi Hacı Balaban Dülgerzâde olup yapım yılı 1440’tır.
Yapı, yüzyıllar boyunca çeşitli etkilerle hasar görmüş ve birçok kez değişikliğe uğramıştır. Caminin ve revakın çatısı dört eğimli olup kiremitlerle kaplıdır. İç mekânda görülen tonoz kalıntıları, bir zamanlar dua alanının kubbe ile örtülü olduğunu kanıtlamaktadır. Nitekim 1913 tarihli bir fotoğraf, kubbenin o dönemde hâlâ mevcut olduğunu göstermektedir. Revakın iki mermer sütunu, başlık ve kaidelerindeki zarif süslemelerle dikkat çeker; bu sütunlar revakın tonozlu örtüsünün varlığını da kanıtlamaktadır.
Caminin minaresi yüksek ve çokgen gövdeli olup revaktan girilmektedir. 1963 depreminde ağır hasar gören yapı, sonrasında yeniden inşa edilmiştir. Hacı Balaban Camii | Etnolojik Araştırmalar ve Uygulamalı Antropoloji Merkezi – CEIPA
Köse Kadı Camii
Üsküp Çarşısı’nın ortasında, Bedesten’in batı cephesinin karşısında yer alan Köse Kadı Camii, planı ve konumuyla dikkat çekici bir yapıdır. Alt katında birkaç zanaat dükkânı bulunurken, dua alanı birinci katta yer almaktadır. Çarşının bu bölümünün canlı atmosferi, caminin altından küçük bir çarşı sokağının geçmesiyle daha da belirginleşmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda bu tip yapılar genellikle XVIII. yüzyılın sonlarında inşa edilmiştir.
Caminin yapım yılına dair kesin bilgi yoktur; herhangi bir kitabe veya vakfiye günümüze ulaşmamıştır. Bugünkü yapı, yüzyıllar boyunca hasar gören eski caminin yerine yapılmıştır. 1963 depreminde ağır zarar gören bina, 1993’te yıkılmış ve mevcut cami inşa edilmiştir. Eski camide iki inşa evresi tespit edilmektedir: XVII. yüzyıldan kalma ilk evre minare ve alt bölümleri içerirken, ikinci evre XX. yüzyıl başında, 1908’deki büyük çarşı yangınından sonra yapılan dua alanına aittir. Günümüzde eski camiden kalan tek izler, batı cephesindeki giriş bölümünde görülebilmektedir.
Camiye giriş, batı tarafındaki merdivenle ulaşılan yüksek bir noktadadır. Bu çözüm, dükkânlarla çevrili konumun gerektirdiği bir düzenlemedir. Minare, girişin sol tarafında yer almaktadır.
Dua alanı oldukça geniştir; mihrap, minber ve mahfil iyi durumda korunmuştur. Ahşap tavanın altındaki duvarlarda friz şeklinde uzanan boyalı süslemelerin kalıntıları görülmektedir. Doğu duvarında, süslü bir çerçeve içinde Kur’an’dan bir ayet yazılıdır.
Köse Kadı Camii, 1950’lerden itibaren ibadet işlevini yitirmiş, uzun süre depo olarak kullanılmıştır. Ancak pazardaki loncaların girişimiyle, 1992-1996 yılları arasında Makedonya Mimarlık Fakültesi’nin projesine dayanarak kapsamlı bir restorasyon gerçekleştirilmiş ve İslam Dini Topluluğu tarafından finanse edilmiştir. Köse Kadı Camii | Etnolojik Araştırmalar ve Uygulamalı Antropoloji Merkezi – CEIPA
