ÜSKÜP
TARİHÇESİ VE BUGÜNÜ
Vardar Nehri’nin iki yakasında kurulu olan Üsküp, Balkanların kalbinde yer alan ve tarih boyunca Roma, Bizans, Sırp ve Osmanlı hâkimiyetine sahne olmuş bir şehir. Osmanlı döneminde Paşa Yiğit Bey’in (1390-92) fethiyle önemli bir uç merkezi haline gelen şehirde camiler, hanlar, hamamlar ve köprüler inşa edilerek Üsküp tam bir Osmanlı şehri kimliği kazanmıştır. Bugün şehrin simgeleri arasında Taşköprü, Üsküp Kalesi, Mustafa Paşa Camii, Sultan Murad Camii, Yahyâ Paşa Camii, Alaca İshak Bey Camii, Davud Paşa Hamamı ve Kurşunlu Han sayılabilir. Evliya Çelebi’nin “tam bir Müslüman şehri” diye tasvir ettiği Üsküp, Osmanlı döneminde medreseleri, tekkeleri ve çarşılarıyla canlı bir kültür merkeziydi. XX. yüzyıl başlarına kadar Osmanlı idaresinde kalan şehir, 23-24 Ekim 1912’de Sırplar tarafından işgal edildi. 10 Ağustos 1913’te yapılan Bükreş Antlaşması ile de Üsküp, Manastır, Priştine ve İştip gibi Türk şehirleri Sırbistan’a verildi. Halen 500-600 bin nüfusa sahiptir. Bugün Üsküp’teki Müslüman varlığının çoğunluğunu Arnavutlar meydana getirmektedir.
TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Üsküp maddesinden özetlenmiştir. Ayrıca Üsküp – Vikipedi maddesine bakılabilir.
ÜSKÜP GEZİ ROTAMIZ
Sabah erkenden evden çıkıyoruz. Rotamız Sultan Murad Camii. Vardar Nehri üzerindeki köprüden geçip, Müslümanların yoğun olduğu, tarihi bölgeye yöneliyoruz. Müslüman bölgesine geçtiğimizde bizi ilk olarak Osmanlı’ya isyan etmiş bir asinin at üzerindeki heykeli karşılar. Georgi Sugarev. (Makedonca Gorgi). Bu kişi 1876’da bugün Bitola’da doğmuş, 23 Mart 1906 çatışmada öldürülmüş.
Bu bölgede temizlik ve refüj düzenlemesi yetersiz. Nihayet Sultan Murad Camiine ulaşıyoruz. Cami, zamanında külliye olarak inşa edilmiş. Medrese zamanla yıkılmış, Avluda biri yanlardan açık, diğeri kapalı iki türbe bulunuyor. Haziresinde kabirler mevcut. Cami, Üsküp’ün en büyük camisi. Sabah erken saat olduğu için cami kapalıydı; camdan bir kaç kare fotoğraf çekiyoruz. Avlunun peyzaj düzenlemesi oldukça güzel. Cami yakın zamanda TİKA tarafından restore edilmiş.
Caminin tabelasından şu bilgiler yer alıyor: “Üsküp’te şehir merkezine hakim bir tepede yer alan Sultan Murad Camisi, halk arasında ve arşiv kayıtlarında Hünkâr Camisi, Cami-i Kebir, Cami-i Atik ve saat kulesine yakınlığı sebebiyle Saat Camisi olarak da adlandırılır. Cami zaman içerisinde avlu içerisine yapılmış olan Beyhan Sultan Türbesi, Dağıstanlı Ali Paşa aile türbesi ve saat kulesi ile günümüze gelmiştir. Caminin giriş kısmında bulunan kitabesine göre 1436-37 yılları arasında Sultan Murad tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Üsküp’ün en büyük camisi olan Sultan Murad Camii, kare planlı ve üzeri içten düz ahşap tavanla, dıştan kırma çatıyla örtülü harimi, dört sütun ve iki ayağın taşıdığı yuvarlak kemerlere sahip son cemaat yeri, minaresi ve diğer mimari özellikleriyle Osmanlı Mimarisinin Balkanlardaki önemli temsilcisidir. Sultan Murad Camisi ve müştemilatları, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından 2016-2019 yıllarında gerçekleştirilen kapsamlı restorasyon ve çevre düzenlemesi çalışmaları sonrasında 2020 yılında tekrar ibadete açılmıştır.” (Ayrıntılı Bilgi için bakınız)

Caminin giriş kapısının üstünde üç satırlık bir kitabe yer alıyor. Son cemaat yerinde tavanda Davut yıldızı dikkat çekiyor. Hakim bir tepede caminin bir parçası olan saat kulesi oldukça güzel gözüküyor. Osmanlı sınırları içinde inşa edilen ilk saat kulesi olduğu belirtiliyor. Saat Kulesi, 1566-1573 yıllarında yapılmış, toplam yüksekliği 39,80 metre. Gövdesi Osmanlı mimarisini yansıtırken, üst kısmındaki seyir köşkü ve külah neo-klasik özellikler taşıyor. Düzgün kesme taşla yapılmış, 5,50 × 5,50 m. ölçüsündeki kare planlı kaide üzerinde sekizgen prizmal gövdeye oldukça iri dört köşelikle geçilmiştir. Sekizgen gövde iki kademeli olarak tuğladan inşa edilmiştir. Gövdenin üst kısmında balkonlu bir köşk ve külâh yer almaktadır. Sekizgen gövdenin en üst kısmına dört yönde birer adet saat kadranı yerleştirilmiştir. Kulenin saati Macaristan’daki Siget kasabasından getirilmiş ve saatle beraber onu çalıştıracak usta da Üsküp’e yerleşmiştir. 1814, 1889 ve 1903 yıllarında çeşitli onarımlar geçiren saat kulesi 1963 depreminde büyük hasar görmüş, 1966-1977 yılları arasında onarılmıştır. 1903’te yapılan onarım esnasında saat kulesinin yeni saatinin İsviçre’den getirildiği belirtilmektedir. 2006 yılına kadar mekanizması ve kadranı olmadığından çalışmayan saat 2007’de Türkiye Cumhuriyeti’nin maddî katkılarıyla aslî fonksiyonunu kazanmıştır.

Avluda üstü kapalı yanlardan açık bir türbe dikkatimizi çekiyor. Dağıstanlı Ali Paşa Türbesinde iki kabir bulunuyor. Tabelasında şu bilgiler verilmiş: “Dağıstanlı Ali Paşa Türbesi. Caminin doğu cephesindeki beden duvarına bitişik durumdadır. 1194’te (1780) Sivas valisi iken vefat eden Dağıstanlı Ali Paşa tarafından aile mezarlığı olarak inşa edilen türbede paşanın eşi Zeyneb Hanım ve kızı Ayşe Hanım’a ait iki sandukalı mezar bulunmaktadır. Baş taşlarındaki kitabelerden anne ve kızın aynı tarihte öldüğü anlaşılmaktadır. Altı ayaklı altıgen planlı baldaken tarzındaki türbenin gövdesini meydana getiren ayaklar birbirine sivri kemerlerle bağlıdır. Üstü altıgen bir kasnağa oturan kubbe ile örtülüdür. Oturtmalığı ve kriptası olmayan türbe düzgün kesme taşla oluşturulmuş bir kaide üzerine oturmaktadır. Kuzey cephesinin en üst kemer köşeliğinin yüzey kısmında, taş üzerinde minareli cami tasviri, vazo içerisinde çiçek motifleri süsleme unsuru olarak kullanılmıştır. 1963’te depremde hasar gören yapı 1966-1967 yıllarında onarılmıştır. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından 2016-2019 yılları arasında restorasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir.” Türbenin hemen yanında hazirede 5-6 kabir görüyoruz.

Avluda Beyhan Sultan Türbesi de bulunuyor. Ancak ben o an için göremedim. Bayram sabahı camiye tekrar gelerek türbeyi fotoğrafladım. Akış bütünlüğü bozulmasın diye bilgiyi şimdi vereceğim. Tabelada şu bilgiler yazıyordu: “Beyhan Sultan Türbesi. Sultan Murad Camisi avlusu içinde caminin güneybatı köşesinde yer almaktadır. Caminin kitabesinden türbenin 964 (1557) yılında inşa edildiği anlaşılmaktadır. Beyhan Sultan’ın kimliği konusunda farklı görüşler vardır. … (II.Bayezid’in kızı, Yavuz Sultan Selim’in kızı veya Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı). Türbe kare planlı, kübik gövdeli, içten ve dıştan sekizgen kasnak üzerine oturan kubbeli bir yapıdır. Oturtmalığı ve kriptası bulunmayan türbe bir sıra düzgün kesme taşla iki sıra tuğladan almaşık tarzda duvar örgüsüne sahiptir. Türbenin doğu cephesi hariç diğer cephelerinde iki alt bir üst pencere açıklığı yer almakta, doğu cephesinde iki alt pencere arasında bir kapı ve her iki yanında iki alt bir üst göz pencere bulunmaktadır. Alt sıra pencereler sağır sivri kemerli ve düz lentoludur. Üst pencereler daire şeklindedir. Giriş kapısı basık kemerlidir. Girişin ön kısmında sıra halinde lahitli üç, arka kısmında mermerden sanduka şeklinde iki mezar vardır. Birinin baş taşı kavuklu, diğerinin düz levhalıdır. Bu mezarlardan biri Beyhan Sultan’a ait olmalıdır. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından 2016-2019 yılları arasında restorasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir.”

Sultan Murad Camiinden ayrılıp, saat kulesinin yanından uzaktan minaresi görülen Gazi İsa Bey Camiine doğru yol alıyoruz. Yolun üst kısmında otların sardığı, bakımsız ve adeta kaderine terk edilmiş bir türbe dikkatimizi çekiyor: İshak Bey Türbesi. Çevresi ne yazık ki ayyaş yuvasına dönmüş, oldukça mahsun bir görüntü sergiliyor. Otların arasından türbenin yanına yaklaşıyoruz. Yapı, Dağıstanlı Ali Paşa Türbesi gibi üstü örtülü, yanları açık formda yapılmış. İçinde tek bir kabir bulunuyor. Orijinal olmayan Türkçe kabir taşında “Paşa Yiğit oğlu İshak Bey” yazısını okuyoruz. Türbenin hemen aşağısında kalan Gazi İshak Bey Camii’ni uzaktan fotoğraflıyoruz. Biran önce türbenin bakımı ve çevre düzenlemesi yapılmasını temenni ederek, Gazi İsa Bey Camine devam ediyoruz.

Gazi İsa Bey Cami TİKA tarafından restore edilmiş. Avlusu bakımlı, düzenli ve huzurlu bir ortam sunuyor. Mimari açıdan Sultan Murad Camii’nin biraz daha küçük bir kopyası gibi. Avlusunda tarihi bir çınar ağacı göze çarpıyor. Haziresinde ise önemli bir isim yatıyor: Yahya Kemal Beyatlı’nın annesi Nakıye Hanım (1868-1897). Bu kabir, edebiyatımızın büyük şairinin Üsküp ile olan bağını hatırlatıyor. (Ayrıntılı Bilgi için bakınız)

Caminin avlusundan bakıldığında İshak Bey Türbesi, Saat Kulesi ve Sultan Murad Camii üçü bir arada kadraja giriyor; bu manzara Üsküp’ün Osmanlı mirasını tek karede özetliyor. Şadırvan oturaklarına çocuklar için şeker bırakılması ise hoş bir ayrıntı olarak dikkatimizi çekiyor. Küçük ama anlamlı bir incelik.
Hava sıcak. Abim ve oğluma şapka almak üzere Bit Pazarı denilen, çelik konstrüksiyon üzerine kurulmuş çarşıya giriyoruz. Şapkaları aldıktan sonra çevredeki tarihi dokuyu fotoğraflamaya devam ediyoruz. Çarşının yakınlarında dört sütun üzerine yükselen, kapı girişi gibi bir tak görüyoruz. Ne olduğunu, ne anlama geldiğini bilmiyoruz; araştırmak üzere yolumuza devam ediyoruz.

İshak Bey (Alaca) Camii’ne doğru ilerlerken yol üzerinde 1947 yılında kurulmuş ve hâlen faaliyetlerine devam eden Yeni Yol Kültür Güzel Sanatlar Derneği tabelasını görüyoruz. Tabelanın altında Türk Bayrağı asılıydı.
1438 yılında inşa edilen İshak Bey (Alaca) Camii, 2019’da TİKA tarafından restore edilmiş. Diğer iki camiye göre daha küçük ama oldukça zarif bir yapı. Avlusu düzenli, haziresinde çok sayıda kabir bulunuyor. Avlunun bir köşesinde bir türbe dikkatimizi çekiyor. Türbenin kapısı uzun süredir açılmamış; anahtar kısmını örümcek ağı sarmış. Kapalı olduğundan içeriye giremiyoruz, ancak pencereden içeride bulunan tek bir sandukayı fotoğraflamayı başarıyoruz. Sandukanın kime ait olduğu tartışmalı olmakla birlikte, halk arasında Paşa Bey Türbesi olarak anılıyor. (Ayrıntılı Bilgi için bakınız)

Camiden ayrılıp Hüdaverdi Camii’ne ulaşıyoruz. Cami 16. yüzyılda yapılmış, küçük ve mütevazı bir yapı. İç giriş kapısının üzerindeki tabelada “Hüdaverdigar Camii” yazıyor. 1689, 1915, 1988 ve 1994/95 yıllarında çeşitli restorasyonlar geçirmiş. Cami açıktı; içeri girip iki rekat tahiyyetül mescid namazı kılıyoruz. Duvar ve kubbesi oldukça sade, sadece pencere üstlerinde yeşil renkli süslemeler dikkat çekiyor. (Ayrıntılı Bilgi için bakınız)

Yola devam ediyoruz. Bakımsız büyükçe bir hanın, Kurşunlu Han’ın duvar kenarında ilerliyoruz. Çevre temizliği yetersiz; çöp konteynırları olmasına rağmen çöpler etrafa dağılmış, hoş bir görüntü oluşturmamış. Han kapalıydı. Yapının etrafı oldukça açık, birkaç büst yerleştirilmiş. Hanın hemen sol köşesinde ise kalıntıları kalmış bir hamam görüyoruz. Sonradan öğreniyoruz ki burası Şengül Hamamı. Han kapısındaki küçük bir aralıktan içeriye bakıp fotoğraf çekiyoruz.

Çarşının içerisinden geçerek Arasta Camii’ne ulaşıyoruz. Yol üzerinde Türkiye’de faaliyet gösteren bir vakfımızın tabelasını görmek bizi ayrıca sevindiriyor. Arasta Camii 16. yüzyılda yapılmış, küçük bir cami. 2014 yılında restore edilmiş. Tabelasında şu bilgiler yer alıyor: “Bu tarihi eserin restorasyonu Bursa Büyükşehir Belediyesi önderliğinde, Çayır Belediyesi ve Üsküp Müftülüğü işbirliğinde Sn. Rafet Kahraman ve Bursalı hayırsever iş adamlarının katkılarıyla gerçekleşmiştir.” (Ayrıntılı Bilgi için bakınız)

Camiyi gezip içini fotoğrafladıktan sonra, buradan tepeye doğru baktığımızda uzaktan gözüken Mustafa Paşa Camii’ne yöneliyoruz. Üsküp’ün Osmanlı mirası adım adım karşımıza çıkıyor.
Mustafa Paşa Camii’ne ulaşıyoruz. Yavuz Sultan Selim’in veziri Mustafa Paşa tarafından 1492 yılında yaptırılmış. 2011 yılında restore edilmiş. Caminin tabelasının hemen altında Balkan Üniversitesi tarafından kapı üstündeki kitabesinin latinize hali verilmiş. Camii yüksek bir konumda, kaleye en yakın camilerden biri. Geniş ve bakımlı bir avlu içerisinde yer alıyor. Dört bir yanından fotoğraf çekiyoruz. (Ayrıntılı Bilgi için bakınız)

Kıble tarafının sol yanında Mustafa Paşa Türbesi bulunuyor. Kapısının üzerinde iki satırlık bir kitabe var. Türbe kapalı olduğundan pencereden içeriye bakıyoruz; tek bir kabir mevcut. Haziresinde çok sayıda olmasa da birkaç kabir bulunuyor. Caminin giriş kapısının üzerinde yine iki satırlık bir kitabe yer alıyor. Kitabede şu ifadeler dikkat çekiyor: “Bu cami hayrat olarak yapıldı / Allah O’nun Ravzasını Salavat-ı Şerifeler ile nurlandırsın / Bitimini ‘Hakk’ın kudretini yüceltsin’ sözüyle tarihlendirdim / Camiyi Mustafa bin Abdullah yaptırdı / Yazıyla: sekizyüz doksan sekiz yılı, Muharrem ayının başında.”

Cami içerisine giriyoruz. Köşelerden ince başlayıp kubbeye doğru kalınlaşarak uzanan işlemeler oldukça zarif. Genel olarak sade ama bakımlı bir cami.
Mustafa Paşa Camii’nden ayrılıp tekrar Arasta Camii önüne geliyoruz. Burada kısa bir çay molası vererek soluklanıyoruz. Ardından Sulu Han önünden geçiyoruz. Üsküp’te çok sayıda han var; Sulu Han da bunlardan biri. 15. yüzyıl ortalarında İshakoğlu İsa Bey tarafından inşa edilmiş. İsmini muhtemelen geçmişte yanında akan küçük bir nehirden alıyor. Yaklaşık 2.100 m²’lik bir alanı kaplıyor. 1963 Üsküp depreminde zarar görmüş, 1972’de yeniden inşa edilmiş.1 Günümüzde “Tarih Müzesi ve Sanat Galerisi” oolarak kullanılıyor. Üst katta bulunan sergiyi geziyoruz. Hanın orta kısmı büyük bir avlu; diğer hanlarda olduğu gibi tüm odalar avluya bakıyor.

Sulu Han’dan sonra tarihi Eski Çarşı içerisinde dolaşıyoruz. Gözümüz hediye almakta. Dükkanlara dikkatlice bakıyoruz. Çarşıdaki dükkânlar restore edilmiş. Farklı ebatlarda çantalar, cüzdanlar ve kolyeler satılıyor. Osmanlı çarşı kültürünün canlı bir örneğini görmek hoşumuza gidiyor.
Şehrin en hareketli noktasında, çarşının kalbinde. Camiye girmeden hemen yakınında bulunan Çifte Hamam’a uğruyoruz. Burası restorasyona girmiş, içi boş. Birkaç kare fotoğraf alıyoruz. Çifte Hamam günümüzde “Ulusal Galeri” olarak kullanılıyor. Yapı, tıpkı Sulu Han gibi İshakoğlu İsa Bey tarafından 15. yüzyılda yaptırılmış. İki büyük kubbe ve birkaç küçük kubbeden oluşuyor. Erkek ve kadın olmak üzere iki bölümden oluştuğu için çifte hamam adını almıştır.2

Tekrar Murad Paşa Camii önündeyiz. Bu kez ayrıntılı bir şekilde dıştan ve içten fotoğraflıyoruz. Cami tabelasından şu bilgileri okuyoruz: “Murad Paşa Camii, 15.asrın başında Şahinoğlu Murad Paşa tarafından inşa edilmiş, 1793 yılında yangında hasar görmüş ve 1802 yılında tamir edilmiştir. 1963 depreminde hasar gördükten sonra 1982 yılında tekrar restore edilmiştir.”
Camide Osmanlı döneminden kalma bir gelenek hâlâ sürdürülüyor: her cuma hutbe Türkçe olarak okunuyor. Müezzinler ise ezanı Türk makamıyla okumaya devam ediyor. Bu ayrıntı, Üsküp’te Osmanlı kültürünün canlı bir şekilde yaşadığını gösteriyor.3
Murad Paşa Camii küçük ama zarif bir cami. Tavanı baklava dilimi motifli düz ahşap. Cami giriş kapısının üzerinde dört satırlık bir kitabe yer alıyor; altında 1217 (1802-1803) tarihi verilmiş. Ahşap kapı oldukça güzel işlemelerle dolu. Avluda bulunan şadırvanın üzerinde ise 1937 yılı yazılı; büyük ihtimalle yapım tarihi. Kitabede ayrıca şadırvanın Üsküp Saat Kulesi’nin ustası Besima tarafından yapıldığı ifade ediliyor. (Ayrıntılı Bilgi için bakınız)

Tarihi Eski Üsküp Çarşısında dolaşırken nihayet hediye olarak bir kolyede karar kılıyoruz. Gümüş kolyenin ortasında bölgeye özgü küçük bir taş yer alıyor. Hem hatıra hem de anlamlı bir armağan oluyor.
Sırada Kapan Han var. Sulu Han’dan farklı olarak daha küçük ve üst kat mimarisi farklı. Üst katında “İsa Beg İslami Yüksek Okul / Medrese” tabelası görüyoruz. Kapan Han, 15. yüzyıl ortalarında Üsküp Sancak Beyi Gazi İsa Bey tarafından yaptırılmış. Kapan Han 1.086 m²’lik bir alanı kaplıyor. İki girişi bulunan han, iki katlı ve 44 odalı. Alt kat atlar ve tüccarların malları için, üst kat ise yolcuların konaklaması için yapılmış.4

Şimdi Bedesten’deyiz. Üsküp’te tarihi yapılar adeta iç içe geçmiş durumda. Murad Paşa Camii etrafındaki tüm yapılar (Sulu Han, Kapan Han, Çifte Hamam ve Bedesten) 15. yüzyıl İshak Bey dönemine ait. Üsküp Bedesteni de bu dönemde inşa ettirilmiş. Ancak 1689 yangınında tamamen yanmış. 1899-1900 yılları arasında Hacı Hüseyin, Osman ve Yaşar Bey tarafından yeniden inşa ettirilmiş. Evliya Çelebi’nin de bahsettiği yapı günümüze 19. yüzyılda Batılı tarzda ulaşmış.
Bedesten kelimesi Farsça kökenli: bez-istān (“bez satılan yer”) ve bezzāz-istān (“bez satıcısının yeri”). Tarihî anlamıyla içinde kıymetli eşya, antika, mücevher vb. şeylerin satıldığı, üstü kapalı çarşı demek.5 Ancak 2023 yılından beri çarşı olarak hizmet vermiyor. Bugün içindeki küçük dükkânlar çeşitli STK’lara tahsis edilmiş. Üsküp Müftülüğü de burada hizmet veriyor (Ensar, İshak Bey gibi). Bedesten giriş kapısının üzerinde altı satır ve iki sütunluk bir kitabe yer alıyor. Kapı kemerinin üzerinde Davut Yıldızı dikkat çekiyor.

Bedestenin hemen yanında Köse Kadı Camii tabelasını görüyoruz. Ezan okunmak üzere geç kalmamak için camiyi görmeden geçiyoruz. Araştırmalarımıza göre cami 18. yüzyılda inşa edilmiş. 1992’de başlayan onarım çalışmaları 1996’da tamamlanmış ve yeniden kullanıma açılmış.
Öğle namazını Murad Paşa Camii’nde kılıyoruz. Ardından öğle yemeği için yakınlardaki bir lokantaya uğruyoruz. Lokanta kalabalık; yaklaşık beş dakika beklememizi istiyorlar. İçerisi boşaldığında biz de giriyoruz. Köfte, fırında fasulye ve ünlü salataları “şıpsta” sipariş veriyoruz. Porsiyonlar oldukça büyük. Ancak ödeme yalnızca nakit kabul ediliyor; kredi kartı geçmiyor. Biz de cebimizdeki Makedon dinarı ve biraz euro ile ödemeyi tamamlıyoruz.
Yemeğin ardından çay içmek için tekrar Arasta Camii’nin oraya gidiyoruz. Çayımızı yudumlayıp biraz dinlendikten sonra Üsküp Kalesi’ne doğru yol almaya başlıyoruz. Yokuş yukarı Mustafa Paşa Camii’nin içerisinden geçerek ilerliyoruz. Hemen yakınımızda, görmeden geçtiğimiz İsa’nın Yükselişi Kilisesi varmış. Araştırmalarımıza göre bu Makedon Ortodoks Kilisesi 16. yüzyılın ortalarında inşa edilmiş. Ahşaptan bir çan kulesi bulunuyor, avlu etrafında tek katlı yapılar sıralanıyor.
Kaleye çıkarken iki katlı tarihi Vilayet / Hükümet Konağı binasını görüyoruz. Önce okul zannediyoruz. Vilayet Konağı 19.yüzyılın sonlarında inşa edilmiş. Kosova vilayet merkezinin Priştine’den Üsküp’e taşındığı 188 yılından 1912 yılına kadar hizmet vermiş. Zaman içerisinde okul olarak hizmet vermiş. 1963 depreminde büyük zarar gören yapı yeniden restore edilmiş.6 Yapının yanında daha küçük devamı niteliğindeki yapı, eskiden postane binası olarak kullanılıyormuş. Yakın zamana kadar Uluslararası Balkan Üniversitesi binası olarak hizmet vermiş. Bu binanın kapısı üzerinde kitabesi bulunuyor. Uzaktan çekim yaptığımız için kitabeyi tam okuyamadık.

Ve nihayet Üsküp Kalesi’ndeyiz. Şehir buradan çok güzel görünüyor. Surlar üzerinde yürüdük, burçlara çıktık, bol bol fotoğraf çektik. Panoramik şehir manzarası için ideal bir yer. Güneş batarken kale açık mı ya da iç aydınlatması yeterli midir bilmiyoruz; ama manzaranın güzel olacağında kuşku yok. Kaleden Mustafa Paşa Camii, Vilayet Konağı, Davut Paşa Hamamı, meydan ve meydandaki heykeller ile Taşköprü net şekilde görünüyor. Surlar kısmen restore edilmiş.
Kalenin tarihi oldukça eski: İlk olarak MS 6. yüzyılda Roma döneminde yapılmış, 518 yılındaki depremle yıkılmış. Ardından İmparator I. Justinianus zamanında yeniden inşa edilmiş. 1392’de Osmanlı’nın Üsküp’ü almasıyla kale askeri garnizon, depo ve idari merkez olarak kullanılmış. Taş duvarlarda tuğla örgülü Osmanlı tamir izleri bugün hâlâ seçilebiliyor. 1963 depreminde kale yeniden hasar görmüş.

Kaleden inip meydana doğru ilerliyoruz. Güneydoğu Avrupa Üniversitesi yazılı binanın yanından geçerek Meydana ulaşıyoruz. Sağımızda Davut Paşa Hamamı bulunuyor. Hamamın yanında ise aynı isimli, günümüzde artık var olmayan Davut Paşa Hanı yer alıyormuş. Hamam, II. Bayezid döneminde sadrazamlık yapmış olan Davut Paşa tarafından 1489-1497 yılları arasında inşa ettirilmiş. 2013 yılında TİKA tarafından restore edilmiş. Dış cephesi yapıldığı zamanki şeklini koruyor; iç mekânda bazı değişiklikler olsa da tavan ve kubbe geçişlerindeki işlemeler özgün hâlini yansıtıyor. 1948’de sanat galerisine çevrilen yapıda 14. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında Makedon sanatçılar tarafından yapılmış eserler sergileniyor. Hamam kapalıydı; etrafını dolaşıp açık bir kapı bulabilir miyiz diye bakıyoruz.

Tekrar meydana geliyoruz. Meydan bol miktarda heykelle dolu. Bizi karşılayan ilk heykel doğu yakasının en yüksek heykeli: Büyük İskender’in babası II. Philip Heykeli. Heykelin kendisi yaklaşık 13 metre, kaidesi ise 15–16 metre; toplamda 28–30 metreye ulaşıyor. Hemen yanında Aziz Dimitrius Ortodoks Kilisesi bulunuyor. Meydandaki diğer heykellerden bazıları:
*Fountain Olympia – Mother of Alexander (Olimpiya Çeşmesi): Büyük İskender’in annesi Olimpiya’yı tasvir ediyor.
*Horse Fountain (At Çeşmesi): Büyük İskender’in atı Bucephalus’u simgeleyen bronz at heykeli.
*Lions Fountain (Aslan Çeşmesi): Dört bronz aslan figüründen oluşan çeşme.
*Aziz Kiril ve Metodiy Heykeli: Slav alfabesinin mucitlerini temsil ediyor.
Meydan ve çevresinde bizim göremediğimiz ama önemli yapılar da var: Üsküp Holokost Müzesi, Üsküp Tiyatrosu (1906), Makedonya Bağımsızlık Mücadelesi Müzesi ve Makedonya Ulusal Arkeoloji Müzesi. Ayrıca kaybolmuş eserler arasında Davud Paşa Hanı, İbn Payko Camii ve Türbesi ile Beth Aharon Sinagogu sayılıyor.

Doğu yakasından, yani Müslümanların yoğun olarak yaşadığı ve tarihi eserlerin kısmen korunduğu eski şehirden, fazla bilinmeyen adıyla Fatih Sultan Mehmet Köprüsü olan Taşköprü üzerinden batı tarafına, Makedonya Meydanı’na geçiyoruz.
“Taşköprünün yapımı, 1444 yılında Sultan II. Murat döneminde başlamış, 1456’da Fatih Sultan Mehmet döneminde tamamlanmıştır. Köprünün toplam uzunluğu 220 metredir. Kemer açıklıklarının en küçüğü 4,05 metre, en büyüğü ise 13,48 metre genişliğindedir. 13 kemer gözlü köprünün kemer açıklıkları her iki yönden ortaya doğru daha geniş ve daha yüksek tutularak üçgen şeklini almıştır. Köprü, iki uçtan merkeze doğru hafifçe yükselen bir biçim arz eder. Kesme taş, yer yer moloz taş ve tuğla kullanılmıştır.” Taşköprü’nün üçüncü ayağında çeşme benzeri veya namazgah benzeri mihrap bulunuyor. Kitabesi sökülmüş, yerine latinize bilgilendirme tabelası konulmuş. Tabelada köprünün 2008 yılında restore edildiği yazıyor.

Meydanın en yüksek heykeli, atı şahlanmış şekilde tasvir edilen Büyük İskender Heykeli. Tamamı bronzdan yapılmış, 28 metre uzunluğunda ve “Atlı Savaşçı” olarak anılıyor. Meydanı gezip çevreyi ve heykelleri fotoğraflıyoruz.
Meydanda, atın üzerinde sağ kolu havada Osmanlı’ya isyan etmiş asi başlardan Gotse Delçev Heykeli 7, yine at üzerinde asilerin önde gelenlerinden Dame Gruev Heykeli 8 , hemen yanında tahta oturmuş elinde asası ile 527 ile 565 yılları arasında Bizans imparatoru olan Büyük Jüstinyen olarak da bilinen I. Justinianus Heykeli 9, meydanın diğer tarafında yine tahta oturmuş halde, sağ elinde asası ile Samuil Heykeli. Her halükarda meydanın en gözde eseri tarihi değeri ve görkemiyle Taşköprü.

Gezinin sonuna doğru yaklaşırken Rahibe Teresa Müzesi / Anıevi’ni ziyaret ediyoruz. Meydana oldukça yakın. İki katlı bir yapı; üst katı Rahibe Teresa’ya ayrılmış. Teresa, 1910-1928 yılları arasında bu evde yaşamış. Müzenin giriş katında bir kuyu sembolize edilmiş. Üst katta, yaşantısından çeşitli fotoğraflar, küçük bir seminer salonu, bal mumundan heykeli ve dönemi yansıtan odası. Rahibe Terasa10, 26 Ağustos 1910’da Üsküp’te doğmuş, 5 Eylül 1997’de Kalküta’da vefat etmiş. Arnavut kökenli, Katolik, Hayırsever Misyonerler teşkilatının kurucusu. 1979’da Nobel Barış Ödülü kendisine verilmiş.

Müzenin hemen yanında Aziz Konstantin ve Helena Ortodoks Kilisesi yer alıyor. Bizans geleneğini yansıtan mimarisiyle dikkat çekiyor. Aziz Konstantin ve annesi Helena’ya adanmış. Araştırmalarımıza göre 1927 yılında yapılmış; bu nedenle tarihsel bir nitelik taşımıyor. Üsküp’te gezdiğimiz tek kilise

Eve dönüp biraz dinlendikten ve namazımızı kıldıktan sonra tekrar Vardar Nehri boyunca şehir parkının içerisinden geçerek yürümek üzere yola koyuluyoruz. Uzak tepelerden yüksekliği oldukça fazla olan haç heykeli gözüküyor; gece karanlığında daha belirgin hale geliyor. Vardar Nehri üzerinde kafeterya hizmeti veren küçük gemiler var. Gece ışıklandırılmış hâlleriyle oldukça hoş görünüyor. Özellikle Makedonya Meydanı ve Taşköprü, bu saatlerde ışıklandırma sayesinde çok güzel bir manzara sunuyor.
Vardar Nehri üzerinde birçok köprü bulunuyor. Köprü üzerinde sağlı sollu bir çok heykel yer alıyor. Bilim Adamları Köprüsü (Bridge of Scholars), Sanat Köprüsü (Art Bridge), Sanat köprüsü geçildiğinde Makedonya Ulusal Arkeoloji Müzesine ulaşılan köprüdür. Köprü üzerinde insanlar fotoğraf çekiyor. Taşköprü’nün ışıklarının suya yansımasıyla ortaya çıkan görüntü gerçekten etkileyici.
Sağımızda Vardar Nehri, şehir parkında yürümeye devam ediyoruz. Parkın ışıklandırması yetersiz. Uzun süre sohbet ederek ilerliyoruz. Parkın orta kısımlarına doğru dönüşe geçerken sokak köpeklerine rastlıyoruz. “Ben varken sokak köpekleri harekete geçmez” diyerek hava atıyoruz. Biraz sonra birkaç köpeğin havlama sesiyle grup halinde bir araca yöneldiklerini görüyoruz. Araç bize doğru geldiği için köpekler de bize yönelmiş oluyor. Neyse ki yüksek sesle komut veriyoruz; köpekler durup geri dönüyor. Zaten hedefleri biz değil, araçtı. Üsküp’te sokaklarda çok sayıda köpek serbestçe dolaşıyor.
Dönüş yolunda son yıllarda yapılmış Zafer Takı (Porta Makedonija) karşımıza çıkıyor. Işıklandırması oldukça güzel. Biraz ilerisinde Kadın Savaşçı Parkı (Woman-Warrior Park) bulunuyor. Parkta çok sayıda heykel yer alıyor. Nihayet eve dönüyoruz.


Bugün Kurban Bayramı. Sabah namazını kılıp hazırlığa başlıyoruz. Namazı Gazi İsa Bey Camii’nde kılmak üzere yürüyoruz. 06.00 gibi namaz bitiyor. İmam ve etrafındaki birkaç kişi cemaatle bayramlaşıyor. Bizdeki gibi halka olmuyor; musafaha yapan ayrılıyor. Camiden çıkıp dün içini ve avludaki Beyhan Sultan Türbesini görmek üzere Sultan Murad Camii’ne geçiyoruz. Namaz henüz bitmiş, cemaat çıktıktan sonra biz cami içerisine giriyoruz. Üsküp’ün en büyük camisi olan Sultan Murad Camii’nin renk uyumu harika.
Namazdan sonra önünde çok sayıda kişinin sıra beklediği börekçiyi görüyoruz. Namaza gelirken de açık börekçi bulmayı ummuştuk. Börek ve açmalarımızı alıp sabahın erken saatinde konakladığımız daireye dönüyoruz. Kahvaltımızı yapıp etrafı toparladıktan sonra anahtarı yerine bırakıp yeni bir ülkeye, Sırbistan’a doğru yola çıkıyoruz. Önce Niş’e uğrayıp ardından Belgrad’a geçeceğiz.
| GEZİ ROTASI (Aşağıdaki rota gezi sırasına göre verilmiştir. Bazı maddelerin ayrıntılı bilgi verilmiştir). 1.Sultan Murad Camii —Dağıstanlı Ali Paşa Türbesi —Beyhan Sultan Türbesi 2.Osmanlı Saat Kulesi 3.Gazi İshak Bey Türbesi 4.Gazi İsa Bey Camii —Yahya Kemal Beyatlı’nın annesin kabri 5.Tek kalmış kemer 6.İshak Bey (Alaca) Camii —Paşa Bey Türbesi 7.Hüdaverdi Camii 8.Kurşunlu Han —Şengül Hamamı (harabe) 9.Arasta Camii 10.Mustafa Paşa Camii —Mustafa Paşa Türbesi 11.Eski Üsküp Çarşısı 12.Murat Paşa Cami 13.Sulu Han 14.Çifte Hamam 15.Kapan Han 16.Bedesten 17.Vilayet Binası 18.Üsküp Kalesi 19.Davut Paşa Hamamı 20.I.Meydan (Kaleye yakın) —Aziz Dimitrius Ortodoks Kilisesi —Philip II of Macedon Heykeli: Büyük İskender’in babası II.Philip. Heykelin kendisi yaklaşık 13 metre, kaidesi ise 15–16 metre. Toplamda 28–30 metreye ulaşır. —-Fountain Olympia – Mother of Alexander (Olimpiya Çeşmesi): Büyük İskender’in annesi Olimpiya’yı tasvir eden heykel. —Horse Fountain (At Çeşmesi): Büyük İskender’in atı Bucephalus’u simgeleyen bronz at heykeli. Bucephalus, Büyük İskender’in efsanevi atının adıdır. Bucephalus adı Yunanca “öküz başlı” anlamına gelir. Rivayete göre, İskender çocukken bu vahşi atı kimse dize getiremezken, onun gölgesinden korktuğunu fark etmiş ve atı güneşe doğru çevirerek sakinleştirmiştir. —Lions Fountain (Aslan Çeşmesi): Dört bronz aslan figüründen oluşan çeşme. Gücü ve Makedon krallığını simgeliyor. —Tsar Samuil Heykeli: Orta Çağ Makedon kralı —Aziz Kiril ve Metodiy Heykeli: Slav alfabesinin mucitleri —Gemidzhii Heykeli: Osmanlı Bankası’nı soyan Makedon komitacılar —Metodija Andonov-Çento Heykeli: Makedonya Cumhuriyeti’nin ilk başkanı —(Görmedim) Rahibe Teresa Anıtı: Üsküplü Katolik rahibe —(Görmedim) Üsküp Holokost Müzesi —(Görmedim) Üsküp Tiyatrosu-1906 —(Görmedim) Makedonya Bağımsızlık Mücadelesi Müzesi —(Görmedim) Makedonya Ulusal Arkeoloji Müzesi —(Kaybolan eser) Davud Paşa Hanı —(Kaybolan eser) İbn Payko Camii —(Kaybolan eser) İbn Payko Türbesi —(Kaybolan eser) Beth Aharon Sinagogu 1366 21.Taşköprü (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) 22.II.Meydan: Üsküp Meydanı (Makedonya Meydanı) —Büyük İskender Heykeli —Gotse Delçev Heykeli —Dame Gruev Heykeli —I. Justinianus Heykeli —Samuil Heykeli 23.Rahibe Terasa Müzesi 24.Aziz Konstantin ve Helena Ortodoks Kilisesi 25.Şehir parkı 26.Zafer Takı (Triumphal arch-porta makedonija) 27.Woman Warrior Parkı (Önemi yok sadece yol üzerinde olduğumuz için yazdım) —Goce Delčev Heykeli: At üzerindeki heykel, Kuzey Makedonya’nın sözde ulusal kahramanı Goce Delčev’e aittir. Goce Delčev (1872–1903) Osmanlı dönemindeki isyancılardan, öğretmendir. —Dans Eden Atlar Heykeli: Çizgi filmden esinlenerek bu ismi ben verdim. Adını bilmiyorum. —“İlinden Ayaklanması Anıtı” 1903’te Osmanlı’ya isyan edenlerin İlinden Ayaklanması sırasında halkın örgütlenmesini, toplantılarını ve sözde bağımsızlık mücadelesini simgeler. —Metodija Andonov-Čento Atlı Heykeli: II. Dünya Savaşı sonrası Makedonya’nın ilk başkanı (ASNOM Meclisi Başkanı). GÖRMEDİĞİMİZ CAMİLER VE YAPILAR Dükkancık Camii Hacı Balaban Camii Köse Kadı Camii |
- Sulu Han (Üsküp) – Vikipedi ↩︎
- Çifte Hamam (Üsküp) – Vikipedi ↩︎
- Murat Paşa Camii ↩︎
- Kapan Han – Vikipedi ↩︎
- Kubbealtı Lugatı ↩︎
- Vilayet Konağı (Hükümet) | Etnolojik Araştırmalar ve Uygulamalı Antropoloji Merkezi – CEIPA
ve metujfa2020109.pdf ↩︎ - Gotse Delçev – Vikipedi ↩︎
- Dame Gruev – Vikipedi ↩︎
- I. Justinianus – Vikipedi ↩︎
- Rahibe Teresa – Vikipedi ↩︎
