OHRİ

TARİHÇESİ VE BUGÜNÜ

Makedonya Cumhuriyeti’nde Ohri Gölü kıyısında yer alan Ohri, Roma döneminde Via Egnatia yolu üzerinde önemli bir yerleşim olarak ortaya çıkmış, Bizans ve Bulgar hâkimiyetleri sonrası XIV. yüzyılın sonlarında Osmanlı idaresine girmiştir. Osmanlı döneminde sancak merkezi olan şehirde cami, tekke, hamam, türbe ve saat kulesi gibi pek çok eser inşa edilmiştir. Evliya Çelebi’nin XVII. yüzyıldaki tasvirlerinde kale, medreseler, kervansaray ve saray gibi yapılar dikkat çekmektedir.

Şehir, tarih boyunca Slav Hıristiyanlığı’nın merkezi olmuş; Aziz Kliment ve Aziz Naum’un faaliyetleriyle Ortodoksluk burada kökleşmiştir. 1767’de Osmanlı tarafından kaldırılıncaya kadar Ohri Başpiskoposluğu bölgedeki dinî hayatın merkezini teşkil etmiştir.

Ohri’deki Osmanlı hâkimiyeti 29 Kasım 1912’de tamamen sona erdi ve şehir Sırp ordusunun eline geçti. 1915-1918 yıllarında Bulgaristan işgaline uğradı. Yugoslavya döneminde önemli bir turistik merkez haline gelmiştir. Günümüzde balıkçılık ve turizm Ohri’nin başlıca ekonomik kaynaklarını oluşturmakta, Osmanlı dönemi eserleri ve sivil mimarisi koruma altına alınmış durumdadır. Osmanlı döneminden bu yana cami fonksiyonunu kaybeden İmâret Camii, 2000 yılında dönemin VMRO DPMNE iktidarı tarafından yıktırılmış ve yerine eski kilisenin bir devamı olarak sanatsal bir yapıya hiç uygun olmayacak şekilde Aziz Kliment Kilise ve Manastırı inşa edilmiştir. Ayasofya Camii’nin içindeki minber de 2001 yılında yıktırılıp yerine kilise altarı yapılmıştır. Yukarıdaki metin İslam Ansiklopedisinden özetlenmiştir. Ayrıntılı bilgi için: TDV İslâm Ansiklopedisi – Ohri Ayrıca Ohri – Vikipedi bakılabilir.

OHRİ GEZİ ROTAMIZ

Manastırdan ayrılıp yaklaşık 70 km uzaklıktaki Ohri’ye doğru yola çıkıyoruz. 50 bine yaklaşan nüfusuyla Ohri, şirin ve huzurlu bir şehir. Saat 12.10 da göl kenarında bulunan ücretli otoparka aracımızı park ederek, gezimize başlıyoruz. Ohri, göl kıyısında kurulmuş, tarihi dokusunu koruyan ve yönlendirme tabelalarıyla gezginlere kolaylık sağlayan bir şehir. Göl boyunca yürüyüp manzaranın tadını çıkarıyor, bol bol fotoğraf çekiyoruz. Kuğular karelerimize ayrı bir güzellik katıyor. Göl kenarından tepeye kurulmuş eski şehir güzel gözüküyor.

Aracımızı park ettiğimiz alan göl kenarında, meydanla bağlantılı güzel bir park. Gezilecek yerleri sıraya koyarak meydana doğru ilerliyoruz. Meydanda, Slav alfabesinin mucitleri olarak bilinen Aziz Kiril ve Metodius kardeşlerin heykeli ile Slav Hristiyanlığının en önemli figürlerinden Ohrili Aziz Naum’un heykeli yer alıyor.

Yavaş yavaş tepeye doğru çıkarken Osmanlı mimarisine ait restore edilmiş ev ve konaklarla karşılaşıyoruz. Çoğu turizme kazandırılmış; bir kısmı müze, kültür ve sanat merkezi olarak kullanılıyor. Aziz Nikola Bolnichki Kilisesi’ni dışarıdan fotoğraflayarak yanından geçiyoruz.

Taş döşeli dar ve kıvrımlı sokaklarda, beyaza boyalı, alt katı taş, 2-3 katlı Osmanlı evleri arasında yürümek insana ayrı bir mutluluk veriyor. Ohri, Balkan turumuzun en keyifli duraklarından biri olarak hafızamızda yerini alıyor.

Ohri’de ilgimizi çeken ve diğer şehirlerde görmediğimiz bir detay, her köşe başında resim yapan üniversite öğrencileriydi. Tarihi dokunun içinde bazen tek başlarına, bazen birkaç kişi halinde hocalarının gözetiminde eğitim alıyorlardı. Ayasofya Kilisesi’ne ulaştığımızda girişin ücretli olduğunu gördük. Kilise avlusunda çok sayıda güzel sanatlar öğrencisi vardı; kiliseyi resmediyorlardı. O an, lise veya üniversite öğrencilerinin İstanbul’da Süleymaniye ya da Şehzade Camii avlularında resim yaptığını hayal ettim. Hem ders hem de bilinçaltına işleyen bir kültürel mesaj…

Ayasofya Kilisesi, ilk olarak IX. yüzyılda Birinci Bulgar İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı kabulünden sonra I. Boris döneminde inşa edilmiştir. Üç nefli bazilika planında olup Orta Bizans mimarisinin tipik özelliklerini taşır. 1313–1314 yıllarında Başpiskopos II. Gregory tarafından batı cephesine iki katlı revak eklenmiştir; bu cephe dönemin saray mimarisini hatırlatır. XIV. yüzyılın sonlarında Osmanlı hâkimiyetine giren Ohri’nin en büyük kilisesi camiye çevrilmiştir. Narteks kubbesinden baca biçiminde bir minare yükselmekteydi; şerefesi yoktu. Mihrabı ve minaresi Yugoslavya döneminde kaldırılmıştır.

Kilisenin XI–XIII. yüzyıllara tarihlenen freskleri Bizans sanatının önemli örnekleri arasında yer alır. İsa’nın hayatı, azizler ve liturjik sahneler fresklerde işlenmiştir. 1912’den sonra Yugoslavya idaresinde kilise olarak düzenlenmiş, Türk dönemi izleri (minare ve mihrap) kaldırılmıştır. UNESCO desteğiyle çatlayan duvarlar çelik kablolarla güçlendirilmiş, freskler temizlenerek gün yüzüne çıkarılmıştır.

Yokuş yukarı yürüdükçe şehrin manzarası daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Sonunda patika yollardan geçerek göle doğru bu kez yokuş aşağı ilerliyoruz. Uzaktan, göl kenarında bir tepenin üzerinde Aziz John Kilisesi gözüküyor. Bulunduğu konum ve mimari formatı manastırı andırıyor. Çevre düzenlemesi yapılmış, adeta bir seyir terası gibi. Nefeslenmek için güzel bir nokta. Küçük bir kilise olmasına rağmen en çok fotoğrafı burada çektim; çiçeklerden manzaraya kadar her ayrıntıyı. Biraz uzaktan tepeye çıkıp fotoğrafladığımda yapı o kadar küçük ki, sanki bir maketmiş gibi gözüküyor. Avlusunda bir kabir bulunuyor. İçeri girip girmemek arasında kararsız kaldık, sonunda girmemeye karar verdik. Avlu kapısının üzerindeki kemerde Aziz Yuhanna Teolog Kilisesi yazısı, yanında bulunan resmi tabelada ise Kaneo’daki Aziz John Kilisesi yazıyordu. Ohri Gölü kıyısındaki kayalık bir çıkıntı üzerinde XIII. yüzyılda inşa edildiği kabul edilir ve Bizans-Ortodoks mimarisinin tipik örneklerinden olan bu kilise, göl manzarasıyla birlikte Ohri’nin sembollerinden sayılır.

Ağaçların arasındaki patika yoldan yeniden yokuş yukarı ilerliyoruz. Ormanın içerisinden geçerken etrafı restorasyon için çevrelenmiş bölgeye rastlıyoruz. Burası Aziz Panteleymon / Aziz Kliment Kilisesi ve Aziz Klement Üniversitesinin binaları bulunuyor. Yol bizi ormanın içinden geçirerek en yüksek noktaya, Ohri Kalesi’ne (Çar Samuel Kalesi) ulaştırıyor. Ancak bugün pazartesi olduğu için kale kapalı. Kalenin önüne kadar araçla çıkmak mümkün. Kale surlarını farklı noktalardan fotoğraflıyoruz. Arkeolojik bulgular, kalenin MÖ 4. yüzyılda Makedonya Kralı II. Philip döneminde eski bir surun üzerine inşa edildiğini düşündürmektedir. Kale, XI. yüzyıl başında Çar Samuel tarafından genişletilmiş ve I. Bulgar İmparatorluğu’nun başkenti olarak kullanılmıştır. 1395’ten itibaren Osmanlı hâkimiyetine giren kale, sancak merkezi olarak işlev görmüş ve zaman içinde restore edilmiştir.

Bu kez yokuş aşağı iniyoruz ve kendimizi eski şehrin diğer noktasında, Antik Tiyatro bölgesinde buluyoruz. Ohri tepelerinden görülen göl manzarası şehre ayrı bir güzellik katıyor. Antik Tiyatro tabelasında İngilizce olarak özetle şu bilgiler yer alıyor: “Tiyatro, Ohrid’in yüksek tepesinin doğu yamacının eteğinde, Samoil Kalesi’nin altında ve Gorna Porta surlu şehrinin ana girişlerinden birinin yakınında bulunuyor. Buradan Ohrid Gölü’nün ve çevresindeki dağların unutulmaz manzarası seyredilebiliyor.”

Tiyatro, Romalıların M.Ö. 148’de bu bölgeyi ele geçirmesinden sonra inşa edilmiş. Sonraki dönemlerde harabeler restore edilmiş ve eklemelerle kapasitesi 5000 kişiye çıkarılmış. 2001 yılında yeniden düzenlenen Antik Tiyatro, günümüzde çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

Antik Tiyatro tabelasında bahsi geçen üst kale kapısına (Gorna Porta) ulaşıyoruz. Kapıdan dışarı çıkıp kale surlarını dışarıdan fotoğraflıyorum. Bu arada unutmadan söylemeliyim: Ohri’de sokak lambaları Osmanlı konakları biçiminde tasarlanmış, şehre estetik bir hava katıyor. (Dolna Porta alt kapı, Gorna Porta üst kapı olarak biliniyor.)

Kale kapısının hemen yakınında Perybleptos Meryem Ana Kilisesi yer alıyor. Geniş bir avlu içinde yer alan kiliseye giriş ücretli. 3 euro ödeyerek içeri giriyoruz. Kilise yüksek bir tepede konumlandığı için buradan karşı tepedeki kale surları açıkça görülebiliyor. İçeri girmeseniz bile avluda bulunmak ve buradan Ohrid’i seyretmek için uğramaya değer.

1295 yılında inşa edilen kilise, Bizans mimarisinin zarif bir örneği. “Peribleptos” ismi ise “her yerden görülebilen” anlamına geliyor ve kilisenin şehrin en yüksek noktasında yer almasını simgeliyor. Dış cephesi sade bir izlenim bıraksa da içindeki freskler Bizans sanatının en iyi örnekleri arasında kabul ediliyor; Hristiyanlık tarihinin aşamalarını ayrıntılı şekilde tasvir ediyor. Kilisenin girişinde bulunan tabelada bu projenin finansmanının ABD Üsküp Büyükelçiliği ile Makedonya Devleti arasındaki protokol kapsamında sağlandığı yazıyor.

Artık şehre inme vakti. İlk durağımız Hacı Hamza Camii. Cami kapalıydı, bu nedenle içeri giremedik. Ardından Üsküp çarşısında Zeynel Abidin Paşa Tekke Camii olarak bilinen yapıyı görüyoruz. Avlu kapısı açıktı. Kapının üzerinde “Pir Mehmed Hayati Hz. Halveti Dergâhı ve Türbesi” yazılı bir tabela bulunuyordu. Avludaki hazirede birçok kabir yer alıyor. Ayrıca avluda kapalı bir türbe mevcut. Pencereden içeriye bakmaya çalıştık; bir odada iki sanduka, diğer odada ise yan yana dizilmiş yedi sanduka gördük.

Cami restore edilmiş durumda; ancak bilgilendirici resmi bir tabelaya rastlamadık. XVIII. yüzyıl başlarında Aliağazâde Zeynelâbidin Paşa tarafından inşa ettirilen yapı, Halvetî tarikatının Ramazâniyye koluna bağlı bir merkez olarak kullanılmıştır. 2012 yılında TİKA tarafından restore edilmiştir.

Öğlen yemeği vakti geldiğinde helal bir lokanta arayışımız vardı. Daha önceden adresini aldığımız ….. lokanta çarşı içinde yer alıyor. Çarşı yaya trafiğine kapalı ve bina cepheleri tek tip dokuya uygun şekilde yenilenmiş. Menüye göz atıyoruz ve kebap sipariş ediyoruz; ancak gelen yemek köfte oluyor. Porsiyonlar oldukça doyurucu, bizdekilerin neredeyse iki katı. Yemekten sonra hemen karşısındaki İstanbul Çay Ocağı’nda çayımızı içerek günün yorgunluğunu atıyoruz. Çayı getiren kardeşimiz Türkçe biliyor; öğretmenmiş. Sohbetimizde Makedonya, Ohri ve Müslüman nüfus üzerine konuşuyoruz. Türkiye’nin gücünü ve bölgedeki beklentileri daha iyi anlıyoruz. Beklentiler yüksek; güçlü bir Türkiye, dindaşlarımız için daha fazla inanç ve kimlik özgürlüğü anlamına geliyor.

Çayımızı yudumladıktan sonra veda ediyor ve meydandaki Ali Paşa Camii’ne yöneliyoruz. Cami açıktı; içeri girip fotoğraflar çektik. Temiz ve pırıl pırıl bir cami. Ali Paşa Camii, 1573’te inşa edilmiş, 1823’te onarımdan geçirilmiş. 1912’de Balkan Savaşları sırasında minaresi bombalanarak yıkılmış. Türkiye Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. 1 Nisan 2015’te imzalanan protokol kapsamında, 107 yıldır harabe halde bulunan 32,5 metre yüksekliğindeki minaresi yaklaşık 2,5 yıllık çalışmanın ardından 28 Kasım 2018’de tamamlanmış ve cami yeniden ibadete açılmıştır. Kare planlı olan caminin ana mekânı tek, son cemaat yeri ise üç kubbelidir.

Namazımızı eda ettikten sonra meydanda dolaşıyoruz. Meydandaki büyük, yaşlı çınar iki parçaya ayrılmış olsa da yıllara meydan okurcasına hâlâ ayakta.

Çarşıyı gezdikten sonra aracımıza doğru ilerliyoruz. Yolda yerel kıyafet giymiş öğrencilerin yürüyüşüne tanık oluyoruz. Ohrid yazısının önünde günün son fotoğrafını çekerek gezimizi bitiriyoruz (16.00). Ohri için en az yarım gün ayırmanız yeterli olacaktır. Rotamız 133 km uzaklıktaki Kalkandelen. Bölünmüş yol olmadığı için orman içinden geçen kıvrımlı ve doğal güzelliklerle dolu yolları takip ediyoruz. Kalkandelen’e yaklaşık 2,5 saatlik yolculuğun ardından 18.30 civarında ulaşıyoruz.

GEZİ ROTASI (Aşağıda bazı başlıklarda ayrıntı ve daha fazla fotoğraf verilmiştir).
Ohri Gölü
Ohri Şehir Parkı
Ohri Şehir Meydanı (heykeller)
Eski Şehir
Aziz Nikola Bolnichki kilisesi (dıştan fotoğrafladık)
Ayasofya Camii / Ayasofya Kilisesi
Aziz Yuhanna Teolog Kilisesi (St. John at Kaneo-Aziz John Kilisesi adıyla da bilinir)
Ohri Kalesi (Çar Samuel Kalesi)
Antik tiyatro
Gorna Porta (Üst kale kapısı)
Meryem Ana Manastır Kompleksi
Hacı Hamza Camii
Eski Çarşı
Zeynel Abidin Paşa Tekke Camii
Ali Paşa Cami
Tarihi Çınar Ağacı ve meydanı

Gidemediğimiz / Görmediğimiz Yerler
1.Aziz Naum Manastırı (şehir merkezine 29 km uzaklıktadır. gitmedik)
2.Tahta Kaldırım
3.Robev Aile Evi
4.Saat kulesi

Rotamızda olmayan sonradan tespit ettiğimiz görmedimiz camiler
Haydar Paşa Camii
Hacı Turgud Camii
Kuloğlu Mehmed Çelebi Camii
Keşanlı Binbaşı Hüseyin Ağa Camii
Kara Bey (Kara Hoca) Camii
Emin Mahmud (Çingene) Camii
Göl Camii