KALKANDELEN
TARİHÇESİ VE BUGÜNÜ
Kalkandelen, bugünkü Kuzey Makedonya’da Polog vadisinde yer alan ve Osmanlı döneminde önemli bir kaza merkezi olarak gelişen bir şehirdir. Yerleşim tarihi çok eskiye, MÖ 5000’lere kadar uzanır; Bizans ve Sırp hâkimiyetinden sonra XIV. yüzyılın sonlarında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Türkler ve Bektaşî dervişleri sayesinde İslamlaşma hız kazanmış, şehirde camiler ve tekkeler inşa edilmiştir. Eskicami, Saat Camii ve Gamgam Camii en eski yapılar arasında sayılırken, sanat değeriyle öne çıkan Alaca Cami ve Bektaşîliğin önemli merkezlerinden Harâbâtî Baba Tekkesi şehrin kimliğini belirleyen eserlerdir. XIX. yüzyılda Receb Paşa ve Abdurrahman Paşa’nın yatırımlarıyla şehir gelişmiş, XX. yüzyılda sanayi tesisleriyle modernleşmiştir. Günümüzde nüfusun büyük çoğunluğunu Müslüman Arnavutlar, Türkler ve Romanlar oluşturur. Bu özet, TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Kalkandelen maddesinden hazırlanmıştır. Ayrıntılı bilgi için ilgili maddeye başvurabilirsiniz.
KALKANDELEN GEZİ ROTAMIZ
Ohri’den 16.00 da ayrılıyoruz. Rotamız 133 km uzaklıktaki Kalkandelen. Bölünmüş yol olmadığı için orman içinden geçen kıvrımlı ve doğal güzelliklerle dolu yolları takip ediyoruz. Kalkandelen’e yaklaşık 2,5 saatlik yolculuğun ardından 18.30 civarında ulaşıyoruz.
Kalkandelen’de gezilecek yerler listemiz sınırlı olsa daHarabati1 Baba Tekkesi ile Alaca Camii öne çıkıyor. Aracımızı Tekke yakınında park edip avlu kapısından içeri giriyoruz. Yaklaşık 30 dönümlük bir araziye kurulu külliyenin içinde araç park yeri de mevcut. İsteyenler doğrudan avluya da park edebiliyor. Külliye içerisinde bir çok yapı gördük. Bir kısmı restore edilmiş, bir kısmı bakımsızdı. Avludaki kemerli, üzeri çatıyla örtülü tarihi aslanlı çeşme hemen dikkatimizi çekiyor. Aynasında iki satırlık kitabe silik şekilde seçiliyor; taşların ve yazının üzeri boyanmış gibi. Tekkeye ait mescidi dışarıdan fotoğraflıyoruz. Avlu sessiz, yalnızca birkaç araç var, insan ise neredeyse yok.
Avlu içerisinde duvarla ayrılmış, bir yapının avlusundan içeri giriyoruz. Bir kabir görüyoruz. Camından içerisini fotoğraflıyoruz. İçeride tek bir mezar bulunuyor. Bazı rivayetlere göre burası bir makam. Avluda açıkta bir çok kabir bulunuyor. Avlunun etrafı tek katlı yapılarla çevrili. Bir Bektaşi dede babasına ait büstü görüyoruz. Çok alışık olmadığımız bir durum. Büstün kaide kısmında “Ahmet Myftar Dede Baba 22.2.1916-10.7.1980” yazısını okuyoruz. Binanın dış cephesinde temsili Hz. Ali ve Hz. Hüseyin portreleri ile çeşitli resimler asılı. İçeri girdiğimiz odada masa ve sandalyeler var; duvarlarda Bektaşi kültürüne ve tekkenin geçmişine ait fotoğraflar sergileniyor. Tam çıkarken tekkenin günümüzdeki şeyhi olduğunu düşündüğümüz bir kardeşimizle karşılaşıyoruz. Selamlaşıyoruz. Oğlum Muhammed’e “Babanın yolundan git, ilimde ondan ileri geç” mealinde dua ediyor. Hep birlikte fotoğraf çekiliyoruz.
Avluyu dolaşmaya devam ediyoruz. Üstü kaplı, iç tavanı desenli, ortada etrafında sedir benzeri ahşap oturakların olduğu şadırvanın bulunduğu Kameriyeyi görüyoruz. Kameriye giriş kapısı ahşap oymacılığı ile süslü. Kapının üzerinde yazılanı çözmek üzere fotoğraflıyoruz.

Harabati Baba Tekkesi’nin Tarihi
Harabati Baba Tekkesi (Sersem Ali Baba Dergâhı), Kalkandelen’in güneybatısında yer alıyor ve Rumeli’de Bektaşîliğin en önemli merkezlerinden biri kabul ediliyor. İlk bânisi olarak Sersem Ali Baba gösterilir; XVI. yüzyılda Dimetoka Bektaşî Âsitânesi’nde yetişip 1551’de Kalkandelen’e gelerek tekkeyi kurduğu rivayet edilir. İkinci bânisi Harabati Baba (ö. 1780) ise XVIII. yüzyılda Bektaşîliği yaymak amacıyla Rumeli’ye gelmiş, Sersem Ali Baba için türbe yaptırmıştır. Receb Paşa’nın desteğiyle genişleyen tekke, vakfiyeleri sayesinde bölgedeki en güçlü Bektaşî merkezlerinden biri haline gelmiştir.
26.700 m²’lik alana kurulu külliye; mescid, semâhâne, türbeler, mihman evi, şadırvan-çardak, dervişhâne, aşevi, harem, çeşmeler ve müştemilâtıyla büyük bir kompleks niteliği taşır. Mimari süslemeleri Alaca Camii ile benzerlik gösterir; ahşap oyma ve kalem işi bezemeleri dikkat çekicidir. XIX. yüzyılda Kalkandelen ve çevresinde Bektaşîliğin yayılmasında büyük rol oynamış, gayrimüslim halkın da bayram kutlamalarına ev sahipliği yapmıştır. Balkan Harbi’nden sonra harap hale gelen tekke, 1967’de restore edilerek turistik amaçla kullanılmaya başlanmıştır. Şimdilerde asli amacına uygun kullanılmaktadır. Bu özet, TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Harâbâtî Baba Tekkesi maddesinden hazırlanmıştır. Ayrıca Harabati Baba Tekkesi – Vikipedi ve 2018_86_AKSOYE.pdf bakılabilir.
Alaca Camii ve Çevresi
Aracımızı Alaca Camii yanındaki sokağa bırakıyoruz. Ancak içimizde aracımızın çekilir mi kuşkusu beliriyor. O anda dikkatimizi Alaca Derneği Kültür Merkezi tabelası çekiyor. Selam veriyoruz. Aracımızı 15-20 dakikalığına bıraksak çekerler mi diye soruyoruz. Dernekte hanımefendi ile tanışıyoruz. Hatta belediyeden ortak tanıdıklar çıkıyor. Güvenle Alaca Camii ve çevresini görmek üzere ayrılıyoruz.
Alaca Camii süslemeleri ile ünlü. İlk kez böyle bir cami görüyorum. Geniş sayılabilecek bir avlu içinde, bakımlı bahçesiyle dikkati çekiyor. Dış cephede kahverengi tonları hakim. Avluda dönemin mimarisine uygun çeşme bulunuyor. Çeşmenin kitabe kısmı halen boş. Dört cephesinde muslukları bulunan bu yapı şadırvan gibi kullanılıyor. Çeşmenin yanından camiyi fotoğraflıyoruz. Avluda üstü kapalı bir türbe dikkatimizi çekiyor. Pencereleri açık olan türbenin içinde iki sade kabir bulunuyor. Ayrıca caminin bugünkü halini gösteren çerçeveli bir fotoğraf asılmış; sol üst köşesinde caminin tarihçesi ve yapımını üstlenen iki kız kardeşten bahsediliyor. Camiye girmeden önce dört bir yanından kareler yakalıyoruz. Son cemaat yeri revaklı. Giriş kapısının üzerinde 6 satır ve 8 sütunluk uzun bir kitabe yer alıyor. Tavanda Davut yıldızı ve çiçek motifleri dikkat çekiyor.
İçeri giriyoruz. Cami restore edildiği dönemin modası olan barok stiliyle kalın hatlı motifler ve resimlerle süslenmiş. Tavanda 12 daire bir motif bir alaca camii resmedilmiş. Duvarlarda boş alan yok; tamamı işlemelerle kaplı. Mihrap ve minber ise beyaz-krem tonlarında sade tutulmuş. Pencere kapaklarında ince motifler kullanılmış, bu da zarif bir görünüm kazandırmış. Üst kat balkon çıkmaları çiçek motifleriyle süslenmiş, oldukça estetik görünüyor.
İki rekat tahiyyetü’l mescid namazı kılıp avluya çıkıyoruz. Birkaç kare fotoğraf aldıktan sonra Alaca Camii’nin hemen yakınındaki nehir kenarında bulunan Çifte Hamama doğru yol alıyoruz (bazı kaynaklarda Mehmet Çelebi Hamamı olarak da geçiyor).

Alaca Camii’nin Tarihi
Alaca Camii (Hurşide ve Mensûre Kardeşler Camii veya Paşa Camii), 1438 yılında yapılmıştır. Caminin mimarı İshak Bey’dir. Dönemin camilerinin çoğu bir sultan, bey ya da paşanın desteğiyle inşa edilirken, Alaca Camii Kalkandelenli iki kız kardeş Hurşide ve Mensûre’nin çeyiz paralarını bağışlamasıyla yapılmıştır. Recep Paşa’nın mimariye düşkün oğlu Abdürrahman Paşa tarafından 1833’te Recep Paşa’nın mimariye düşkün oğlu Abdürrahman Paşa tarafından büyük bir onarım geçirmiştir. 1991’de Kalkandelen İslam Cemiyeti, caminin etrafına Osmanlı tarzında duvar yaptırmıştır. Alaca Camii’nin süslemelerinde seramik yerine çiçek desenleri tercih edilmiştir. Boya düzenini korumak için on binlerce yumurta kullanıldığı rivayet edilir.2
Çifte Hamam ve Çevresi
Çifte Hamam (Kebir Mehmet Çelebi Hamamı), Pena Nehri kenarında, Alaca Camii ile arasında yalnızca küçük bir park bulunan bir konumda yer alıyor. Akşama yakın bir saatte vardığımız için doğal olarak kapalıydı. Günümüzde hamam Sanat Galerisi olarak kullanılıyor. Dört bir yanından fotoğraflıyoruz. İki büyük ve iki küçük kubbeye sahip yapının ana kubbesi yedi köşeli. Bahçesinde bir fil maketi bulunuyor. Hamam, TİKA tarafından restore edilerek 2015 yılında yeniden açılmış.3
Hamamı hızlıca fotoğrafladıktan sonra Alaca Camii’ye geri dönmek istiyoruz. Bu kez farklı bir güzergâh seçiyoruz. Yol üzerinde, tarihi özelliğini büyük ölçüde yitirmiş olsa da ilk yapılışı 1789 yılına uzanan Gam Gam Camii karşımıza çıkıyor. İsmi bize oldukça ilginç geliyor. Parkın içinden geçerek tekrar Alaca Camii’ye ulaşıyoruz. Caminin bitişiğinde, cephesi yola bakan iki katlı Osmanlı yapısı bir bina okul olarak kullanılıyor. Hemen yanında ise avlu duvarlarının arasından kısmen görünen bir Osmanlı konağı dikkatimizi çekiyor. Özel mülkiyet olan bu alana, bahçedeki kişiden izin alarak giriyoruz. Konağı ve yanındaki diğer yapıları fotoğraflıyoruz.

Kalkandelen’den Üsküp’e
Gezimizi tamamladıktan sonra artık Üsküp’e doğru yola çıkma zamanı. Alaca Derneği’nde bize çay ikram ediliyor. Çay eşliğinde Kalkandelen ve genel olarak Makedonya üzerine yapılan çalışmalar hakkında bilgi alıyoruz. Çalışmalarında muvaffakiyetler dileğiyle ayrılıyoruz. Üsküp’te konaklayacağımız daireye saat 21.30 olmadan giriş yapıyoruz.
| GEZİ ROTASI (Aşağıdaki başlıklarda ayrıntı ve daha fazla fotoğraf verilmiştir). Kalkandelen’in Tarihçesi ve Bugünü Harabati Baba Tekkesi Alaca Camii Çifte Hamam |
- Harabati terim olarak, maddî şeylere değer vermediği için üstüne başına özenmeyen,
vaktini meyhanelerde yahut zevk ve sefa içinde geçiren1 kimse olarak tanımlanmaktadır.
Kalkadelen’deki türbenin ismini aldığı “Harabâtî Baba” muhtemelen maddiyata ehemmiyet
vermediğinden ötürü ve belki de toplumda üstü başı kılık kıyafeti harap bir halde olduğu için
bu ismi almış olmalıdır. Harabati_Baba_Tekkesi.pdf ↩︎ - Alaca Cami (Kalkandelen) – Vikipedi
Kuzey Makedonya’nın zarafet sembolü: Alaca Cami ↩︎ - Makedonya’da Osmanlı Döneminden Kalan Çifte Hamam Restore Edildi – TİKA (13 Kasım 2015 ↩︎
