FİLİBE
TARİHÇESİ VE BUGÜNÜ
Filibe, bugünkü Bulgaristan’ın güneyinde yer alan ve Osmanlı döneminde Balkanlar’ın önde gelen şehirlerinden biri olmuştur. Antik çağda Philippopolis adıyla bilinen şehir, Meriç nehri kıyısında kurulmuştur. Filibe, Osmanlı hâkimiyetine XIV. yüzyılın sonlarında girmiş ve Rumeli’nin en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Şehir, Osmanlı döneminde hem idarî hem de kültürel açıdan Balkanlar’ın önde gelen şehirleri arasında yer almıştır.
Ulucami (Cuma Camii), Gazi Şehâbeddin Paşa Külliyesi ve İsmail Bey’in yaptırdığı eserler şehrin İslâmî kimliğini şekillendirmiştir. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre XVII. yüzyılda şehirde elliden fazla cami, medrese, mektep ve tekke bulunmaktaydı; birçok âlim ve şair burada yetişmiştir. XIX. yüzyılda Filibe canlı bir ticaret merkezi hâline gelmiş, matbaalar ve edebiyat cemiyetleri kurulmuştur.
1877–78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Türk nüfusu büyük ölçüde göç etmiş, şehir Bulgar Prensliği’ne bağlanmıştır. XX. yüzyılda kozmopolit yapısını kaybederek Bulgar kimliği öne çıkmıştır. Müslüman ahali ya katledilmiş, ya da hicrete zorlanmıştır. Tarihi doku büyük ölçüde yok edilmiştir.
Günümüzde yaklaşık yarım milyon nüfuslu bir sanayi ve ticaret şehridir. Ayrıntılı bilgi için: TDV İslâm Ansiklopedisi – Filibe maddesi
Filibe – Vikipedi ve Plovdiv’in turistik haritası
FİLİBE GEZİ ROTAMIZ
Bugün Filibe ile Balkan Turumuzu tamamlayıp yurdumuza döneceğiz. Filibe şehir merkezinde aracımızı özel bir otoparka bırakıp gezimize başlıyoruz. Rotamız, gezimizin merkezinde olan Filibe’nin ayakta kalan iki camisinden biri. HUDÂVENDİGÂR CAMİİ. Cuma Camii veya Murâdiye Camii olarak da bilinir. XIV. yüzyılda I. Murad Hudâvendigâr tarafından yaptırıldığı görüşü ağırlık kazanır.
Cami Türkiye’den gelen ziyaretçiler için adeta bir merkez niteliğinde. Çünkü caminin etrafındaki başta lokanta ve kafe olmak üzere Türk ahali işletiyor. Erken saat olduğu için cami kapalıydı. Yapı, fevkani özellik taşır; alt kısımda dükkanlar ve abdesthane bulunuyor. Cami son cemaat yeri ahşap görünümlü. Mimari açıdan ise İstanbul Aksaray’daki Yusufpaşa tramvay durağında yer alan Muratpaşa Camii ile büyük benzerlik gösterir.
Giriş kapısının üzerinde 3 satır – 2 sütun tamir kitabesi bulunuyor. Kitabenin altında 1199 tarihini görüyoruz. Bu da 1785’e tekabül ediyor. O tarihteki depremden sonra tamir görmüş. 1928’deki depremde duvarları çatlamış, 1998’de ise Filibe Müftülüğü tarafından kapsamlı bir onarım kampanyası başlatılmıştır.
Minare gövdesi sırlı tuğlalarla örülmüş motifleriyle dikkat çekiyor. Hemen yanında Filibeli Ahmed Hilmi Bey Kütüphanesi tabelasını görüyoruz.
Mimari açıdan, kesme taş ve tuğlanın birlikte kullanıldığı erken Osmanlı üslubunu yansıtır. Harim mekânı dört masif pâye ile dokuz bölüme ayrılmış, ortadaki sahn geniş kubbelerle, yan bölümler ise tonozlarla örtülmüştür. Böylece Bursa Ulu Camii’ndeki dokuz kubbeli düzenin bir çeşitlemesi uygulanmıştır. İç mekânda sade mihrap ve minber dikkat çeker; XIX. yüzyılda eklenen yoğun kalem işi süslemeler ise Rumeli’deki geç dönem zevkini yansıtır.1
Cami, Şubat 2014’te “yüzlerce milliyetçi, faşist ve futbol holiganı” olarak tanımlanan bir kalabalık tarafından saldırıya uğramış; olay sonrası 120 kişi “gözaltına” alınmış, yalnızca dört kişi hafif cezalar almıştır.2

Caminin etrafında antik Roma şehrinin kalıntıları gün yüzüne çıkarılmıştır: Philippopolis Antik Şehri. Hudâvendigâr Camii’nin hemen yanında Antik Roma Stadyumu3 yer alıyor. Stadyum yol seviyesinin aşağısında kaldığı için bugün öğrencilerin yaptıkları gösterileri yukarıdan rahatlıkla izleyebiliyoruz.

Knyaz Aleksandır Caddesi boyunca ilerleyerek meydana ulaşıyoruz. Meydanda büyük bir havuz ve belediye binası karşımıza çıkıyor. Hemen yanında antik kentin kalıntıları devam ediyor: Philippopolis Forumu (Agora), Antik Tiyatro,4 Antik Kütüphane gibi bölümler gezimiz boyunca karşımıza çıkıyor.

Şehrin merkezinde Çar Simeon’un Bahçesi’ndeyiz. Büyük ve bakımlı bir park. İçinde üç askerin tasvir edildiği bir anıt bulunuyor. Bahçe, 1891–1892 yıllarında Plovdiv’de düzenlenen tarım ve sanayi sergisi vesilesiyle oluşturulmuş, Bulgaristan’ın en eski kamu bahçelerinden biridir. Adını Birinci Bulgar Krallığı hükümdarlarından Çar I. Simeon’dan alır. Bugün şehrin en güzel ve popüler yeşil alanlarından biridir.5

Şimdi rotamız Sahat Tepe. En kısa yoldan Kamenitsa Su Merdivenlerinden çıkalım istiyoruz. Ancak bugün öğrencilerin etkinlikler var. Önünden geçip gitmek istemiyoruz. Ekibimizin yarısı insanların içerisinden geçerek merdivenleri tırmandı ve kısa yoldan hedefe ulaştı. Yarısı da diğer ara sokaktan hedefe vardı. Merdivenin tarihi ve estetik bir özelliği bulunmuyor. Yukarı doğru uzanan merdivenlerin ortasında havuz bulunuyor. Belki ışıklandırma ile gece saatlerinde hoş gözüküyordur.

Sahat Tepe (Caxat Tene – Danov Tepesi) eteğinde yukarı doğru çıkarken Osmanlı mimarisini andıran kemerli küçük bir çeşme karşımıza çıkıyor. Sadece musluk kısmının bulunduğu bölgeye (ayna) sonradan aslan başı kabarması eklenmiş. Tepe çok yüksek değil. Zirveden şehri panoramik olarak seyretmek mümkün. Özellikle Hudavendigar Camii tepeden oldukça güzel görünüyor.

Tepedeki Saat Kulesi üzerinde 7 satırlık bir kitabe yer almakta. İlk satır kufi hattı ile yazılmış gibi görünmekte, belki de sonradan değiştirilmiştir. Ne yazdığını okumak isterdik. Kule önündeki tabelada İngilizce bilgi verilmiş; ancak sol üstten aşağıya doğru kırık olduğundan yazılar yer yer okunmuyor. Yazılanlara göre: “Fransız diplomat Lefevre 1611 yılında saat kulesinin varlığından bahsetmiş. Evliya Çelebi (1611-1683) ise, “Şehirde Sahat Tepe adında bir tepe vardır. Tepenin zirvesinde, öğlen vakti ki kez çalan bir saatin bulunduğu minare benzeri bir kule vardır. Sesi korkutucudur ve doğuya ve batıya çok uzak mesafelerden duyulabilir.” Saat Kulesi kitabesinde de yazdığı üzere 1227 / 1809 yılında bugünkü haliyle inşa edilmiştir…”
Saat Kulesinin ilk hali ahşap yapıdaydı. 1809 yılında Osmanlı döneminde yeniden taş ve tuğladan yapılmış olup, yaklaşık 17,5 metre yüksekliğindedir. Saat mekanizması 1883’te Viyana’dan getirtilerek eklenmiş, ağırlığı 100 kg’dan fazladır. 1940’lara kadar çalışmasını sürdürmüş, bu tarihte sökülerek Etnografya Müzesi’ne teslim edilmiş. Nasıl teslim etme ise daha sonra kaybolmuş. Karnobat’lı bir usta, 1882’den beri korunan çizimlere göre saatin bir kopyasını yapmak üzere görevlendirilmiş. Yeni mekanizma büyük bir fiziksel güç ile haftada bir veya iki kez manuel sarma gerektiriyormuş. 6

Sahat Tepeden inip Nebet Tepe (Nöbet Tepe)’ye doğru ilerliyoruz. Yolda Camiden döndüğünü düşündüğümüz Aziz Marina Kilisesine uğruyoruz. Burası bir kompeks görünümünde. Kısmi bir restorasyon devam ediyor. Yapının bitişiğindeki revaklar Osmanlı mimarisini andırıyor. Kubbeler yok edilmiş, çatı kaplanmış gibi gözüküyor. Filibe şehir haritasında kilise hakkında bilgi verilmiş.7 Kilise, 15. yüzyılda bulunduğu yerdeki eski yapının camiye çevrilmesi üzerine burada inşa edilmiştir. Avlunun kuzey kısmında, girişin üstünde yer alan ahşap çan kulesi farklılığıyla dikkat çekiyor. Bu kule 1869–1870 yılları arasında yapılmıştır.



Kilisenin hemen karşısında ise bir Osmanlı Konağı tüm ihtişamıyla duruyor. Konağın yanından Nebet Tepe’ye, Antik Roma Tiyatrosu kalıntılarının bulunduğu yere çıkış için bir yol bulduk. Ancak güvenlik bariyerinden geçemedik; çekim sebebiyle kapalıydı. Bulgar polisi kabaca ifade etti. Biz de tepeden aşağı dönmek zorunda kaldık. Eski Şehir’e doğru yol aldık. Yakın olur diye ana caddeyi tercih ettik ama yolu uzatmış olduk. Antik kalıntıların altından geçen bir tünelden geçerek Eski Şehir’e ulaştık. Hangi mantıkla kalıntıların altından tünel geçirildiğini anlamak güç.

Hafif tatlı bir yokuş çıkarak Eski Şehrin sokaklarında dolaşmaya başlıyoruz. Karşımıza ilk olarak kulesini gördüğümüz Aziz Bogoroditsa Kilisesi (Sveta bogoroditsa) çıkıyor. Yolun üst kısmında yüksekçe bir düzlükte inşa edilmiş. İlk tarihleme 9-10. yüzyıllara kadar uzanıyor. Philippopolis’teki Kutsal Meryem Kilisesi’nin 1189’da restore edildiği, ancak Üçüncü Haçlı Seferi’nde Haçlılar tarafından yağmalandığı belirtiliyor. Zamanla yıkılan manastırın yerine 1844–1845 yıllarında tamamen taştan yeni büyük bir kilise inşa edilmiştir. 1881 yılında ise bir çan kulesi eklenmiştir.8

Telefonumun şarjı bitti maalesef. Bundan sonraki fotoğraf çekimlerini yeğenim ve oğlum yaptılar.
Eski şehir neredeyse Osmanlı mimarisi üzerine kurulu. Son yıllarda restore edilen ev ve konaklar turizme kazandırılmış. Filibe gezi durağında Eski Şehir bölgesinin mutlaka gezilmesi gerekir. Bölgeyi gezerken bazı konakları dışarıdan fotoğraflarken, bazılarının avlusuna girdik, bazılarının ise içerisine girdik. (Özetle; 1.Şehir Sanat Galerisi – Tsanko Lavrenov ve Meksika sanatının kalıcı sergileri , 2.Dr. Sotir Antoniadi’nin Evi – Hipokrat Müzesi ve eczane, 3.Dr. Stoyan Chomakov’un Evi – “Zlatyu Boyadzhiev” Galerisi, 4.Balabanov Evi, 5.Bölgesel Etnografya Müzesi, 6.Nikola Nedković’in Evi, 7. Zanaatlar Sokağı, 8.Stepan Hindliyan’ın Evi, 9.Antik Plovdiv Belediye Enstitüsü)








Sonunda Nebet Tepe’ye8 ulaşıyoruz. Burada antik kalıntılar arasında şehri panoramik olarak seyretmek mümkün. Aşağıda ise sonradan adının Çifte Hamam olduğunu öğrendiğiniz yapı dikkat çekiyor. Aşağı doğru inerken Hisar Kapıdan geçiyoruz.


Öğle namazı ve yemek için mola veriyoruz. Otoparkta aracımızdan power bank alıp bugünkü merkezimiz olan Hudavendigar Camiine geliyoruz. Cami açılmıştı. İçerisini fotoğraflama imkanı buluyoruz.
Sonrasında ŞEHÂBÜDDİN PAŞA CAMİİ’NE ulaşıyoruz. Camii, İmaret Camii olarak ta biliniyor. İstanbul Aksaray Yusufpaşa tramvay durağında bulunan Muratpaşa Camiine benzerliği dikkatimizi çekti. Cami Filibe’ye gelen Türk turistlerin pek bilmediği bir camii. Cami avlusunda Müslümanlarla tanışıyoruz. Camii ve Filibe hakkında sohbet ettik. Tabelada caminin 1444 yılında Şehabüddn Paşa tarafında yaptırıldığı yazıyor. Külliyeden geriye sadece cami ve türbe kalmış. Hazirede iki kabir bulunuyor. Avluda ŞEHABÜDDİN PAŞA TÜRBESİ bulunuyor. Türbe kapalı olduğundan camdan içini fotoğraflamaya çalışıyoruz. Ama nafile. Pencere camlarının kirinden dolayı içerisi gözükmüyor.


Ardından Çifte Hamama doğru yol alıyoruz. Yolda Cyril Methodius Kilisesini10 görüyoruz. İçeri girmedik. Osmanlı-Rus Savaşından sonra Müslüman ahali katledilmesi ve sürgünü sorasında boşalan bölgeye gelen Bulgar halkı tarafından 1884 yılında ibadete açılmış.
Son durağımız Çifte Hamam11 oldu. Osmanlı döneminden ayakta kalabilen ender yapılardan biri. Önünde bulunan kırık tabelada inşa tarihi III. Murad dönemi yaklaşık 1580’ler veriliyor. Şehir haritasında ise, 1582 yılında III. Murad döneminde inşa edilmiştir yazmaktadır. Başka bir kaynağa –Kültür Envanteri– göre ise Kazasker Hacı Hasanzâde Mustafa Efendi tarafından 1555 tarihinde inşa edilmiştir bilgisi yer alıyor. Hamam açık mı diye kapısını açmak istediğimizde hemen birileri çıktı, hallerinden kapalı olduğunu anladık. Ancak izlenimim çok tekin bir yer olmadığı noktasındadır. Hamamın inşasında Roma döneminden kalma taşlar kullanılmış olup, duvarlarında Roma döneminden kalma süsler görülebilir. İç duvarlarda, binanın kendisine dair oyma yazıtlar ve yapısal çizimler, ayrıca çiçek ve geometrik süslemelerle birlikte ortaçağ freskleri yer almaktadır. Erkek kısmının ortasında yuvarlak bir çeşme vardı. Tüm odalarda ışık için delikler açılan kubbeler bulunur. Yirminci yüzyılın 80’lerine kadar hamam aktifti. 1999 yılında kısmen restore edilip Çağdaş Sanat Merkezi haline getirildi. Artık Türkiye’ye dönme vakti. Filibe güzeldi. Daha uzun süreli kalınabilirdi.


| GEZİ ROTASI (Aşağıdaki rota gezi sırasına göre verilmiştir. Bazı maddelerin ayrıntılı bilgi verilmiştir) 1.Murat Hüdavendigar Camii-Cuma Camii-Muradiye Camii 2.Philippopolis Antik Şehri 2.1.—Roma Stadyumu 2.2.—Antik Tiyatro 3.Kynaz Aleksandır Caddesi 4.Meydan 5.Çar Simeon Bahçesi 5.1.—Filibe Belediye Binası (görmedik) 6.Kamenitsa Su Merdivenleri 7.Sahat Tepe (Saat Tepe) 7.1—Çeşme 7.2.—Saat Kulesi 8.Aziz Marina Kilisesi (Camiden dönme gibi) 9.Aziz (Sveta) Bogoroditsa Kilisesi (Meryem Ana’nın Göğe Yükselişi) 10.Eski Şehir 11.Nebet Tepe 12.Hisar Kapı 13.Şehabüddin Paşa Camii (İmaret Camii) 13.1—Şehabüddin Paşa Türbesi 14.Cyril Methodius Kilisesi (Sadece Çifte Hamam yolunda gördüğümüz için yazdım). 15.Çifte Hamam Gezi programında vardı. Ancak görmedik. Aziz Konstantin ve Aziz Elena Kilisesi Lamartin Evi |
- HUDÂVENDİGÂR CAMİİ – TDV İslâm Ansiklopedisi ↩︎
- Cumaya Camii – Wikipedia ↩︎
- Plovdiv’in turistik haritası ve Antik Philippopolis Stadyumu – Antik Philippopolis – Antik Filippopolis Haritası – Antik Stadyum – ancient-stadium-plovdiv.eu
Philippopolis stadyumu, 2. yüzyılın başında İmparator Hadrian döneminde inşa edilmiştir. Şehrin kuzey ucunda, iki kale duvarı arasında, Taksim Tepe’nin batı yamacı ile Sahat Tepe’nin doğu yamacı arasındaki doğal kıvrımda yer almaktadır. Yaklaşık 240 m uzunluğunda ve 50 m genişliğinde olan tesis, yaklaşık 30.000 seyirci toplamıştı. Seyirci koltukları 14 sıra halinde olup, bazı yerlerde piste çıkan merdivenlerle kesintiye ayrılmıştır. Koltuklar monolit mermer bloklardan yapılmış ve bazılarının ön kısımları stilize bir aslan patisi ile süslenmiştir. Epigrafik ve nümizmatik anıtlara göre, Pythian Oyunları şehirde periyodik olarak düzenleniyordu; bu, Yunanistan’dakine benzer şekilde. 214’te İmparator Caracalla’nın ziyaretiyle bağlantılı olarak oyunlara İskenderiye Oyunları dendi ve 218’de İmparator Elagabalus’un ziyareti sırasında Kendrian Oyunları olarak adlandırıldı. Oyunlar, Trakya eyaleti Genel Meclisi tarafından organize edildi. Onuruna, Philippopolis darphanesi, hüküm süren imparatorun yüzü ve stadyumda düzenlenen spor yarışmalarından görüntülerle özel madeni paralar bastı. Kazılar sırasında bulunan bir mermer levha, İmparator Hadrianus’ın gözdesi Antinous’un da Philippopolis stadyumunda düzenlenen yarışmalarla saygı gördüğünü kanıtlamaktadır. Şehrin modern görünümünde, Philippopolis Stadyumu Plovdiv’in ana yaya caddesinin altında yer almaktadır. ↩︎ - Antik Filippopolis Stadyumu – Antik Filippopolis – Antik Filippopolis Haritası – Antik Tiyatro – ancient-stadium-plovdiv.eu
Antik Tiyatro, dünyanın en etkileyici ve iyi korunmuş antik tiyatrolarından biridir. Eski Kasabanın kalbinde, Trimontium Tepesi’nde yer almakta olup, tiyatro gösterileri, gladyatör dövüşleri ve halka açık toplantılar için kullanılmıştır. Bir heykelin kaidesinde yeni bulunan ve çözülen bir yazıt, tiyatronun M.S. 1. yüzyılın 90’larında inşa edildiğini gösterir. Philippopolis belediye başkanı Trakya kraliyet hanedanının soyundan gelen, Trakya eyaletinin üç kez başrahibi, metropolün yargı temsilcisi ve inşaatlardan sorumlu olan Titus Flavius Cotys idi. Tiyatro, tipik Roma mimarisi yarım dairesel planda inşa edilmiş olup, amfitiyatro şeklinde düzenlenmiş koltuk sıraları ile 6000 seyirciye kadar kapasite almaktadır. Sahne sütunlar ve heykellerle süslenmiş, özel olarak tasarlanmış taş bloklar sayesinde akustik yapısı son derece iyi. Yüzyıllar süren unutulmanın ardından, 1981’de yeniden keşfedildi ve yavaş yavaş restore edildi. ↩︎ - Plovdiv’in turistik haritası ↩︎
- Plovdiv’in turistik haritası ve BTA :: Plovdiv’deki saat kulesi zamanı çan çalarak ölçür ↩︎
- Plovdiv’in turistik haritası ↩︎
- Meryem Ana’nın Göğe Yükselişi (Plovdiv) – Wikipedia ↩︎
- Plovdiv’in turistik haritası Nebet Tepe, Filibe (Plovdiv)’in benzersiz görünümünü veren altı tepeden biridir ve şehrin en sembolik yerlerinden biridir. Tepenin tarihi antik çağlara kadar uzanır ve burada Trakya, Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntılar bulunmuştur. Arkeolojik kazılar, bu yerin zengin geçmişine tanıklık eden kale duvarları, kuleler ve konut binaları ortaya çıkarmaktadır. Dzhambaz Tepe ve Taksim Tepe ile birlikte, Nebet Tepe, bugün Antik Plovdiv olarak bilinen Üç Tepe’yi oluşturur. Burası antik şehrin varlığının başladığı ve yerleşimin 8 bin yıl önce gelişiminde ilk taşların konduğu yerdir. ↩︎
- Plovdiv’in turistik haritası Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra, Türk nüfusunun büyük bir kısmı baskı ve katliam sonucu Plovdiv’den ayrıldı yerlerine gelen Bulgarlar, 1881 yılında inşaatına başlanıldı. Kiliseye, Kiril ve Metodius anısına ismi verildi. 1884 yılında açılışını yapıldı. ↩︎
- Plovdiv’in turistik haritası Bina, “Chifte Hammam” adı verilen eski bir Türk hamamıdır. (Çift (çift), çünkü erkek ve kadın bir bölüm vardır). Hamam, 1582 yılında III. Murad döneminde inşa edilmiştir. İnşaatında, Roma döneminde işlenen taşlar kullanılmış, ancak çevredeki binaların ve kale duvarlarının kalıntılarından ele geçirilmiştir. Bina bir metrelik duvarlarında Roma döneminden kalma süsler görülebilir. İç duvarlarda, binanın kendisine dair oyma yazıtlar ve yapısal çizimler, ayrıca çiçek ve geometrik süslemelerle birlikte ortaçağ freskleri yer almaktadır. Erkek kısmının ortasında yuvarlak bir çeşme vardı. Tüm odalarda ışık için delikler açılan kubbeler bulunur. Yirminci yüzyılın 80’lerine kadar hamam aktifti. 1999 yılında kısmen restore edilip Çağdaş Sanat Merkezi haline getirildi. ↩︎
