NİŞ
TARİHÇESİ VE BUGÜNÜ
Sırbistan’ın güneydoğusunda yer alan Niş, tarih boyunca Balkanlar’ın önemli kavşak noktalarından biri olmuştur. Antik dönemde Roma İmparatoru Konstantin’in doğum yeri olan şehir, Osmanlı hâkimiyetine 1386’da girmiş ve 1878’e kadar kesintili de olsa Osmanlı idaresinde kalmıştır. Bu süreçte Niş, Balkanlar’daki en güçlü kalelerden biri olarak öne çıkmış, camileri, tekkeleri, imaretleri ve hanlarıyla canlı bir İslâmî merkez kimliği kazanmıştır.
Osmanlı döneminde şehir nüfusunun büyük kısmını Müslüman Türkler ve sonradan İslâm’a giren yerli halk oluşturmuş, zanaatkârlık ve ticaretle uğraşmışlardır. Evliya Çelebi, 1660’ta Niş’i çok sayıda cami, tekke ve mektebiyle ayrıntılı biçimde tasvir etmiştir. 19. yüzyılda ise Midhat Paşa’nın valiliği sırasında şehirde önemli ıslahatlar yapılmış, eğitim ve altyapı geliştirilmiştir.
1878’de Osmanlı hâkimiyetinin sona ermesiyle Müslüman nüfus büyük ölçüde sürgün edilmiş, camilerin çoğu yıkılmıştır. Günümüzde Niş, Osmanlı döneminden kalan surları ve Malkoçoğlu Bâlî Bey Camii gibi eserleriyle bu tarihî mirası hâlâ taşımaktadır. Ayrıntılı bilgi için TDV İslâm Ansiklopedisi – Niş maddesi adresini ziyaret edebilirsiniz.
NİŞ GEZİ ROTAMIZ
Üsküp’ten Kurban Bayramı namazını kılıp kahvaltımızı yaptıktan sonra erkenden yola çıkıyoruz. Üsküp–Niş arası 206 km. Saat 11’de Niş’teki ilk durağımız olan İslam Ağa Camii’ne ulaşıyoruz. Bölge oldukça sakin. Aracımızı yakına park edip camiye geçiyoruz. Caminin son cemaat yeri açıktı. Abdest için lavabolar caminin içinde bulunuyor, tek bir WC mevcut. İç mekânın daha sonra açılıp açılmayacağını bilmediğimden camdan fotoğraf çekiyorum. Gezi dönüşünde namazımızı kılmak için tekrar geldiğimizde cami açıktı. Zaten Niş’te açık olan tek cami burası.
1878’den sonra bölgedeki Müslüman nüfus ciddi baskı ve yıldırmalara maruz kalmış; katliamların yanı sıra birçok insan göçe zorlanmış, Osmanlı ve İslam’a ait eserlerin büyük kısmı yıkılmıştır. İslam Ağa Camii ise 1720’de inşa edilmiş, 1870’te yeniden yapılmıştır. 17 Mart 2004’teki olaylarda1 kundaklanmış, Ağustos 2013’te ise orijinal şekline sadık kalınarak yeniden inşa edilmiştir. Adını İslam Ağa Hadroviç’ten alan cami, kentteki 20 Osmanlı camisinden bugün hâlâ kullanılabilen tek yapıdır. 2


Cadde ve sokaklardan geçerek Kral Milan Meydanına geliyoruz. Geniş bir meydan. Meydan etrafında yapılar ve yeşil alanlar bulunuyor. Belediye Binası da burada bulunuyor. Meydanda bulunan çeşmeden su içiyoruz. Karşıda Niş Kalesi gözüküyor. Kalenin önünden şehri ikiye bölen Nişava nehri geçmektedir. Köprüyü geçer geçmez kalenin İstanbul Kapısı bizi karşılıyor.

İstanbul Kapısı görkeminden hiçbir şey kaybetmemiş. Üzerinde 13 satır ve 4 sütun hâlinde uzun bir kitabe yer alıyor. Kitabenin metnini araştırmak üzere kale kapısından içeri giriyoruz. Girişte küçük bir tabelada “Stambol Gate” yazısının altında inşa dönemi olarak 1719–1723 tarihlerini okuyoruz. Yanında ise caddeye adını veren bir şahsın (1913–1943) kabartma resmi bulunuyor.

Niş Kalesi, 19 Şubat 1719’da Sultan III. Ahmet tarafından verilen fermanla Nišava’da inşasına başlandı. Beş yıl süren çalışmalar sonunda, 22 hektarlık alanda yedi eşit olmayan kenarlı çokgen planlı bir kale ortaya çıkmış. Sur yüksekliği 8 metre, ortalama genişliği 3 metre, toplam uzunluğu ise 2.100 metreydi. Bu yapı Balkanlar’daki en güçlü tahkimatlardan biri olarak kabul edilmiştir. Kale, 1878’den 1951’e kadar askerî amaçlarla kullanılmış, ardından halka açılarak şehir parkına dönüştürülmüştür. 3
Kaleye girdiğimizde sol tarafta 15. yüzyıldan kalma Osmanlı eseri bir hamam karşımıza çıkıyor. Günümüzde Caz Müzesi (Jazz Museum) olarak kullanılan bu yapı, tarihî atmosferiyle dikkat çekiyor. Biraz ileride Belgrad Kapısı yer almakta. Dış cephesindeki kitabe boş olsa da kapı gösterişli; yanlardaki burma sütunlar estetik bir görünüm katıyor.

İlerledikçe 1952’den itibaren yapılan kazılarla ortaya çıkarılan Roma hamamları (Ancient Thermae) görülüyor. Yanında Roma dönemine ait harabeler bulunuyor.
Restore edilmiş yapılardan bazıları günümüzde hediyelik eşya dükkânı olarak hizmet veriyor. Bu yapılardan birinin önünde duruyoruz. Kemerli giriş kapısının üzerinde 8 satır ve 2 sütun hâlinde Osmanlıca kitabe, üzerinde ise Sultan Abdülmecit’in tuğrası yer almakta. Yapı, inşa edildiği dönemde silah deposu olarak kullanılırken bugün Çağdaş Sanat Galerisi olarak işlev görüyor. İçeri girip sergiyi geziyoruz; girişte küçük bir bölümde hediyelik eşyalar satılıyor. Ancak dikkatimizi çeken bir eşya bulamıyoruz.



Kale içinde “Mermi Heykeli” dikkatimizi çekiyor. Tüfek mermisi şeklindeki bu anıt, Milan Obrenoviç ve Sırp askerlerine adanmış. Kale’nin askerî bir tesis olarak sembolünü temsil etse de oldukça sade; fark edilmeden yanından geçilebilecek türden.
Orta kısma doğru yürüyüşümüze devam ediyoruz. Kale aynı zamanda doğal bir park görünümünde. Her taraf ağaçlarla kaplı; gezmek ve piknik yapmak için ideal bir alan. Okulların tatil dönemine yaklaşması nedeniyle biz de çok sayıda öğrenci grubuna rastlıyoruz.
Malkoçoğlu Balı Bey Camii uzaktan görüyoruz. İçimiz burkuluyor. Minaresi yıkılmış. Çevresinde başka yapılara ait kalıntılar var. Kare planlı, son cemaat yeri iki kubbeli küçük bir cami. Günümüzde Niš Çağdaş Sanat Galerisi olarak kullanılıyor. İçeri girmeden önce dört bir yanından fotoğraf çekiyoruz. İç kısmı tamamen sıvanmış ve beyaza boyanmış; bazı bölümler yapının aslı belli olsun diye hariç bırakılmış. Son cemaat yerinden kubbeyi yakından fotoğraflıyoruz; kırmızı tuğlalar çok güzel bir görüntü oluşturuyor. Kale içinde her yapının önünde Sırpça ve İngilizce bilgilendirme tabelaları bulunuyor. Kare kodu okutarak ayrıntılı bilgiye ulaşmak mümkün. Cami, 1521–1523 yılları arasında Edirneli Yeniçeri komutanı Balija’nın bağışıyla inşa edilmiş. Ayrıca Reis Efendi ve Burmala Camii olarak da bilinir.






Bu yolu takip ederek ayrıntılı bilgileri tabelalardan öğreniyoruz. Caminin hemen yakınında birçok lahit, heykel ve Roma dönemi kalıntıları dizilmiş. “Lapidarium” adı verilen bu koleksiyon, 1. yüzyıldan 4. yüzyıla kadar Niş ve çevresinde oluşturulan Roma taş anıtlarından meydana geliyor. Mezar taşları, adak anıtları ve iki mermer figürden oluşan parçaların çoğu kırık, eksik ya da üzerinde yazılar ve motifler bulunuyor. Doğrusu, bu eserler orijinal olmasa korumasız şekilde açıkta bırakılmazdı diye düşünmeden edemiyoruz.
Biraz ileride tek katlı, uzunlamasına bir bina dikkatimizi çekiyor. Duvarlarında geçmişe ait mekânlar ve kişilere dair fotoğraflar veya resimler sergilenmiş. Bunlardan biri de Mithat Paşa; bir dönem Niş’te valilik yapmış. Bina bugün Niş Tarih Arşivi olarak hizmet veriyor. 1890 civarında Sırp Ordusu’nun Kartografya Departmanı’na ev sahipliği yapmak üzere inşa edilmiş. Bu yapı, Sırpların 1878’den sonra kalede inşa ettiği ilk bina olma özelliğini taşıyor. 1951’den beri Niš Şehri Tarih Arşivleri’ne ev sahipliği yapmaktadır.


Kale içerisinde geçmişten kalan barut ve silah depoları, demirci dükkânı (blacksmith shop), küçük bir cezaevi, Vidin Kapısı ve Su Kapısı’nı görüyoruz. Kalenin içi oldukça geniş. 11.20’de girdiğimiz kaleyi, tamamını gezmiş olarak 12.30’da çıkıyoruz. Hızlı gezildiğinde bir saatlik süre yeterli oluyor.



Belgrad kapıdan çıktıktan sonra parkın içinde, yedi sütun üzerine oturtulmuş kubbeli küçük bir yapı dikkatimizi çekiyor. Bunun NATO bombardımanı sırasında ölenlerin anısına yapılmış bir anıt şapel olduğunu öğreniyoruz. Üzerinde savaşta hayatını kaybedenlerin isimleri yazılı. Bu günleri hatırlıyorum. Sırp canilerini, Bosna savaşını izlemekle yetinen zamanında müdahale etmeyen, binlerce insanın suçsuz yere öldürülmesine göz yuman NATO sonunda bombardıman ederek durdurabilmişti. 4

Hava oldukça sıcak. Sıradaki durağımız II. Dünya Savaşı sürecinde kurulmuş Niş Toplama Kampı. Yürüyerek gitmeye karar veriyoruz; yaklaşık 45 dakika sürüyor ve biraz zorlansak da yürüyüşü tamamlıyoruz. Kampın önünde, II. Dünya Savaşı’nda Sırplar için savaşan Rus askerlerinin anısına yapılmış bir anıt bulunuyor.
Niş Toplama Kampı, 10 dönümden fazla bir alana kurulmuş ve o döneme ait yapıları korunmuş. Müze girişinde ücretimizi ödeyip içeri giriyoruz. Gezilecek bina çatı katı hariç iki katlı. Her odada mahkûmların anılarını ve dönemin tarihî sürecini yansıtan fotoğraflar, kimlik kartları, el yazıları, mektuplar, kişisel eşyalar, panolar sergileniyor. Mahkûmların kaldıkları alanlar, Tevrat tomarları, bebek kıyafetleri, oyuncaklar, revir ve tıbbi malzemeler de görülebiliyor. Adeta her bir mahkûmun hayat hikâyesi aktarılmış.
Çatı katında tek kişilik hücreler var. Demir kapılı bu hücrelerde çatı eğimi nedeniyle ayağa kalkmak zor; sıcak ve soğukta dayanılması güç şartlarda tutulmuşlar. Kime yapılırsa yapılsın kabul edilemeyecek bir zulüm. Ancak daha da üzücü olan, bu zulmü yaşamış insanların tarihin farklı dönemlerinde başka milletlere, özellikle Filistin halkına, daha fazla acıları yaşatmış olmasıdır. Binadan çıkıp avluda dolaşmaya devam ediyoruz. Avluda idam mangalarının kullandığı alan ve çeşitli amaçlarla yapılmış küçük yapılar yer almakta. 5








Gezimizi sonlandırıp, aracımızı park ettiğimiz noktaya doğru ilerliyoruz. Kalenin önündeki köprüden geçerek Kral Milan Meydanı’ndan ilerliyor ve İslam Ağa Camii’ne ulaşıyoruz. Önce öğle namazımızı eda ediyor, ardından biraz dinleniyoruz.
Daha sonra aracımızla Kafatası Kulesi Müzesi (Ćele Kula)’na gidiyoruz. Müze küçük bir bina; genişçe bir parkın içinde yer almakta. Giriş ücretimizi ödeyip içeri giriyoruz. Kare planlı yapının her bir duvarında üst üste yerleştirilmiş kafatasları bulunuyor. Dört bir yanından fotoğraf çekerek müzeden ayrılıyoruz. Giriş ile çıkışımız arasında geçen süre yaklaşık 5 dakika.6
Olayın hikayesi bugünden bakıldığında böyle olmasa imiş dedirtebiliyor. O günün şartlarında başka caydırıcı bir ders verilebilirdi. Sırp isyancılar halka zulmediyor, Čegar Muharebesi kaybedeceğini anlayan Sırp militanlar silah ve barut deposunu içlerinde kendileri de olduğu halde Osmanlı askerleriyle birlikte havaya uçurdular. Hurşit Paşa ölen Sırp militanların kafataslarından kule inşa eder. Zaman içinde kafatası sayısı oldukça düşse de Sırplar bu olayı milliyetçilik üzerinden yeniden yorumladılar. (Dipnotta Vikipedi’den alıntıya bakabilirsiniz.)




Artık Belgrad’a doğru yola çıkma zamanı. 15.10 gibi Niş’ten ayrılıyoruz. Niş-Belgrad arası …. km. Yol otoban, geçişlerde kart da kullanılabiliyor.
| GEZİ ROTASI (Aşağıdaki rota gezi sırasına göre verilmiştir. Bazı maddelerin ayrıntılı bilgi verilmiştir). İslam Ağa Camii Kral Milan Meydanı Niş Kalesi7 —İstanbul Kapısı (Stanbol Gate)-Ana giriş —Tarihi Hamam (Caz Müzesi) —Belgrad Kapısı —Antik Kaplıca-Roma Hamamları — Siah Deposu – Çağdaş Sanat Galerisi —Mermi anıtı —Malkoçoğlu Bâlî Bey Camii —Lapidarium Kalıntılar —Niş Tarih Arşivi Binası —barut ve silah depoları —Demirci dükkanı (blacksmıth shop) —Küçük bir cezaevi —Vidin Kapısı —Su Kapısı 4.Anıt Şapeli 5.Crveni Krst Toplama Kampı (Niş Toplama Kampı) 6.Skull Tower (Kafatası Kulesi) GÖREMEDİMİZ MEKANLAR Mediana 8 |
- 17 Mart 2004’te Niş’teki Osmanlı dönemi İslam Ağa Camii, Kosova’daki etnik şiddet olaylarına tepki olarak toplanan kalabalık tarafından kundaklandı. Saldırı camiye büyük zarar verdi ve yaklaşık 5 milyon dinarlık (yaklaşık 60 bin Euro) maddi kayıp oluştu. Olaydan sonra on bir genç hakkında dava açıldı; sekizi Niş’ten, üçü ise Kosova’dan yerinden edilmiş kişilerdi. Ancak dava süreci sürekli ertelendi; sanıkların ve avukatların duruşmalara katılmaması nedeniyle mahkeme defalarca ilerleyemedi.
Sanıklar dini nefretten değil, “grup şiddetine katılmak” suçlamasıyla yargılandı; bu durum savcılığın dini nefret suçlarını kabul etme konusunda isteksiz olduğunu gösterdi. Niş imamı Mustafa Jusufspahic, Müslümanların sabrının sınırsız olmadığını ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklarını ifade etti.
Olay, aynı tarihlerde Belgrad ve Vojvodina’daki camilere yönelik saldırılarla eş zamanlı gerçekleşti. Kosova’daki şiddet olaylarında en az 20 kişi hayatını kaybetmiş, 30’dan fazla Sırp Ortodoks kilisesi ve manastırı zarar görmüştü. Niş’te ise yaklaşık 174.000 nüfus içinde 1.200 Müslüman bulunuyordu.
Özetle: Kundaklama sonrası açılan dava, sürekli ertelenmeler ve yetersiz suçlamalar nedeniyle yıllarca sonuçsuz kaldı; Müslüman topluluk ise devletin koruma görevini yerine getirmediğini vurguladı. SIRBISTAN: Cami yakma davasında daha fazla gecikme – WorldWide Religious News ↩︎ - İslam Ağa Camii – Vikipedi ↩︎
- Niş Kalesi özetle: Osmanlı ve Habsburg savaşları sırasında stratejik bir savunma noktası olarak inşa edilmiştir. 1719’da Sultan III. Ahmet’in fermanıyla başlanan inşaat, 22 hektarlık alanda çokgen planlı, 8 metre yüksekliğinde surlarla Balkanlar’ın en güçlü tahkimatı hâline gelmiştir. Kale, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinden kalıntılar barındırır. Roma hamamları, lapidarium, bazilikalar, sekizgen saray ve Bizans Caddesi bu mirasın parçalarıdır. İstanbul ve Belgrad Kapıları, Türk hamamı, Bali Bey Camii, barut depoları ve hapishane gibi yapılar Osmanlı döneminden günümüze ulaşmıştır. Kale ↩︎
- “Anıt Şapeli, 1990’ların başındaki savaşlar ve Nis’ten NATO bombardımanı sırasında kurbanların anıtı olarak inşa edilmiştir. Şapel, 7 Mayıs 1999’da küme bombalarının düştüğü Šumatovacka Caddesi’nde yer almaktadır. Şapel, 28 Haziran 2000’de Vidovdan’da kutsanmıştır. Şapelin içindeki plakalarda 134 kişinin adı yazılmıştır.” Spomen kapela u Nišu — Википедија ↩︎
- Kamp, Alman işgali altındaki Sırbistan’da 1941’de kuruldu. Öncelikle Sırplar, Yahudiler, Romanlar ve anti-faşistler burada tutuldu. 1944’te Yugoslav Partizanları tarafından kurtarıldı. 30.000–35.000 kişi gözaltına alındı; yaklaşık 10.000 kişi öldürüldü. 12 Şubat 1942’de 147 mahkûm kaçmaya çalıştı; 105’i başarılı oldu. Bu, Nazi kamplarındaki en büyük toplu kaçışlardan biridir. Kaçış sonrası Almanlar misilleme olarak çok sayıda mahkûmu idam etti. Yahudiler, Romanlar ve Sırp siyasi mahkûmlar kampın ana hedefleriydi. Kadınlar, çocuklar ve hamileler de gözaltına alındı; bazıları Belgrad’daki Sajmište kampına nakledilip gaz kamyonlarında öldürüldü. Kamp, Avrupa’da tesisleri tamamen korunmuş az sayıdaki Nazi toplama kampından biridir. Bubanj’da kurbanlar için anıt dikildi; 1967’de kamp alanında müze açıldı. 1979’da “Olağanüstü Önemli Kültürel Anıt” ilan edildi. 1987’de Lager Niš filmi kamp olaylarını anlattı. 2012’de Sırbistan hükümeti alanın korunması için restorasyon başlattı. Crveni Krst toplama kampı – Wikipedia ↩︎
- Kafatası Kulesi (Ćele Kula): 1809’daki Čegar Muharebesi sonrasında Osmanlılar tarafından inşa edilmiştir. Sırp isyancı Stevan Sinđelić, teslim olmamak için barut deposunu patlatmış ve kendisiyle birlikte çok sayıda Osmanlı askerinin ölümüne yol açmıştır. Bunun üzerine Osmanlı Rumeli Valisi Hurşid Paşa, isyancıların kafataslarından bir kule yapılmasını emretmiştir. Yaklaşık 4,5 metre yüksekliğinde olan kule, başlangıçta dört cephesinde 14 sıra hâlinde yerleştirilmiş toplam 952 kafatası barındırıyordu. Günümüzde duvarlarda hâlâ 58 kafatası görülebilmektedir. 861’de Osmanlı Niş valisi Midhat Paşa kulenin sökülmesini emretmiş, 1878’de Osmanlıların Niš’ten çekilmesinin ardından yapı kısmen restore edilmiştir. 1892–1894 yılları arasında üzerine bir şapel inşa edilmiş, 1937’de yenilenmiş ve ertesi yıl Sinđelić’in büstü eklenmiştir. 1948’de “Olağanüstü Öneme Sahip Kültürel Anıt” ilan edilen kule, 1989’da yeniden restore edilmiştir. Kule, Sırplar için sözde bağımsızlık mücadelesinin güçlü bir simgesi hâline gelmiştir. Fransız şair Alphonse de Lamartine 1833’te ziyaretinde, “Bu anıt çocuklara bağımsızlığın bedelini öğretecek” sözleriyle kulenin anlamını vurgulamıştır. Günümüzde her yıl 30.000–50.000 ziyaretçi tarafından görülmektedir. Kafatası Kulesi – Wikipedia ↩︎
- Niş Kalesi – Vikipedi ↩︎
- Mediana, Sırp şehri Niş’in doğu banliyösünde yer almış, geç Roma döneminden önemli bir arkeolojik alandır. ↩︎




