BELGRAD
TARİHÇESİ VE BUGÜNÜ
Konum ve Adı: Belgrad, Sırbistan’ın başkenti olup Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği plato üzerinde kurulmuştur. Adı Sırpça Beo-grad “beyaz şehir” anlamına gelir. Osmanlılar tarafından serhad şehri olması sebebiyle “dârülcihad” olarak anılmıştır.
Antik Dönem: Neolitik çağdan itibaren iskân görmüş, MÖ 3. yüzyılda Kelt kabilesi Scordisci tarafından yerleşim kurulmuştur. Romalılar burada Singidunum adlı koloniyi kurmuş, ancak şehir Hunlar ve diğer kavimlerin saldırılarıyla sık sık yıkılmıştır.
Ortaçağ: 878’de Slav kökenli Belgrad adıyla piskoposluk merkezi olarak kaydedilmiştir. Bulgarlar, Bizanslılar ve Macarlar arasında sık sık el değiştirmiştir. 1403’te Prens Stefan Lazareviç şehri güçlendirmiştir.
Osmanlı Dönemi: İlk kuşatma II. Murad döneminde (1440), ikinci kuşatma Fâtih Sultan Mehmed tarafından yapılmış fakat başarılı olunamamıştır. 1521’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından fethedilmiş, halkının bir kısmı İstanbul’a nakledilmiştir. Osmanlı döneminde Belgrad önemli bir askerî üs ve ticaret merkezi haline gelmiş, XVI. yüzyılda 16 Müslüman mahallesi, 217 cami, medreseler, tekkeler ve canlı çarşılarıyla İslâmî kimlik kazanmıştır.
Avusturya ve Osmanlı Mücadelesi: 1688’de Avusturyalılar tarafından işgal edilmiş, 1690’da geri alınmıştır. 1718 Pasarofça Antlaşması ile Avusturya’ya bırakılmış, 1739 Belgrad Antlaşması ile Osmanlı’ya dönmüştür. 1789’da tekrar Avusturya’ya geçmiş, 1791’de Osmanlı’ya iade edilmiştir.
Yakın Dönem: XIX. yüzyılda Sırp isyanlarıyla Osmanlı hâkimiyeti sona ermiş, 1839’dan itibaren Sırbistan’ın idarî merkezi olmuştur. 1867’de Osmanlı garnizonu ayrılmış, 1878 Berlin Antlaşması ile bağımsız Sırbistan’ın başkenti olmuştur. XX. yüzyılda Yugoslavya Krallığı ve ardından Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti’nin başkenti olmuştur. II. Dünya Savaşı sonrası hızla gelişmiş, nüfusu 1980’lerde 1,5 milyonu aşmıştır.
Mimari ve Kültürel Miras: Osmanlı döneminde yüzlerce Türk mimari eseri bulunmasına rağmen günümüze yalnızca Bayraklı Camii ulaşabilmiştir. Ayrıntılı bilgi için BELGRAD – TDV İslâm Ansiklopedisi maddesini ziyaret edebilirsiniz.
NİŞ GEZİ ROTAMIZ
7 Mayıs 2026 Çarşamba, saat 17.30 civarı Belgrad’a ulaştık. Konakladığımız daire şehir merkezinden yaklaşık 10–15 km uzaklıkta, iki katlı bir evin arka kısmında yer alan bahçede bulunan küçük bir yapının giriş katıydı. Aracımızı evin önüne park ettik. Ev sahibesi oldukça ilgiliydi; daha önce tanıdıklarımız da aynı evin üst katında kalmışlardı. Biraz dinlendikten sonra, hava kararmadan gündüz gözüyle şehir merkezini görmek üzere yola çıktık. Aracımızı bir AVM’nin otoparkına bıraktıktan sonra Belgrad’ın tek açık camisi olan Bayraklı Camiine1 doğru yürümeye başladık.
Saat 20.30’da Bayraklı Camiine ulaşıyoruz. Etrafı hoş bir şekilde ışıklandırılmış. Akşam namazımızı eda ediyoruz. Sade ve güzel bir camii. Cami avlusunda Sırbistan İslam Birliği binası yer alıyor. Bayraklı Camii, Belgrad’da Osmanlı döneminden günümüze ulaşabilen tek camidir. Yapım tarihi ve banisi kesin olarak bilinmemekle birlikte 1520’ler ya da 1580’ler civarında inşa edilmiş olabileceği düşünülür. Avusturya işgali sırasında (1717–1739) Katolik kilisesine çevrilmiş, 1741’de Hüseyin Kethüdâ tarafından yeniden tamir edilerek Müslüman cemaatin kullanımına açılmıştır. XVIII. yüzyıldan itibaren minaresine belirli saatlerde bayrak çekilmesi sebebiyle halk arasında “Bayraklı Cami” adıyla anılmıştır. II. Abdülhamid döneminde (1893–94) bir kez daha onarılmış, I. ve II. Dünya Savaşları sırasında zarar görmüş, 1953–1963 yıllarında hatalı restorasyonlar geçirmiştir. Kare planlı, kesme taştan yapılmış, tek kubbeli sade bir mimariye sahiptir. Her bir kenarı dıştan 12,80 m. olan bir kare biçimindedir. Üzeri 10,20 m. çapında bir kubbe ile örtülüdür.



Camiden çıkıp Cumhuriyet Meydanı’na doğru ilerliyoruz. Bazı caddeler boşalmış, ortam oldukça sakin. Trafiğe kapalı caddelerden yürüyerek ünlü Kneza Mihaila Caddesi’nden geçiyoruz. Sonunda meydana ulaşıyoruz. Cumhuriyet Meydanı güzel ışıklandırılmış, bu saatte bile kalabalık sayılır. Meydanın tam ortasında Prens Mihailo Obrenoviç’in at üzerindeki heykeli yükseliyor. Estetik mimarisiyle Ulusal Müze ve Şehir Tiyatrosu binaları da meydana bakıyor.



Kısa bir meydan gezisinden sonra, geç olmasına rağmen Belgrad Kalesine doğru yöneliyoruz. Meydana yakın sayılır. Bazen az önce geçtiğimiz caddelerden, bazen yeni sokaklardan geçerek saat 22.00’de kaleye ulaşıyoruz. Kale etkileyici biçimde aydınlatılmış. Dış kapıdan geçip tahta köprü üzerinden ilerleyerek Zindan Kapısı’ndan içeri giriyoruz. Kapıya yansıyan pembe ışık estetik bir manzara oluşturuyor. Karanlık ve eğlence seslerinin yoğun olduğu bölgeyi atlayarak ilerlediğimiz noktada, fotoğraf karemize Ružica Kilisesi’nin kulesi takılıyor. “Küçük Gül” anlamına gelen bu kilise, 15. yüzyıl başlarında inşa edilmiş, 1869’da restore edilmiş ve 1925’te tamamen yeniden inşa edilmiştir. Meryem’in Doğuşu’na adanmış olan Ružica Kilisesi, Hristiyanlar arasında en sevilen ibadet mekânlarından biri kabul edilir.2



Belgrad Kalesi, 1521’den 19. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı hâkimiyetinde kalmış ve bu süreçte türbeler, çeşmeler, kapılar ve askeri yapılarla Osmanlı kimliği kazanmıştır. Kalenin ilgi çeken bir bölümü de açık hava askeri müzesidir; tanklar ve çeşitli top tipleri sergilenmektedir. Askeri Müze’nin kapalı alanlarını ertesi gün geç kaldığımız için gezemedik.
Kale içerisinde farklı müze ve galeriler bulunuyor, ancak gece saatlerinde kapalı olduklarından gezmek mümkün değil. Kalenin hakkını vermek için gündüz saatlerinde ziyaret etmek gerekir. Bununla birlikte, güneş batarken kaleden şehrin manzarasını izlemek tavsiye edildiği için biz de ertesi gün bu deneyimi yaşamaya çalışacağız.
Despot Stefan Kulesi, diğer adıyla Dizdar Kulesi, kalenin en eski bölümlerinden biridir. Orta Çağ’da savunma amaçlı kullanılan bu kule, Osmanlı döneminde de dizdarın (kale komutanının) ikametgâhı olarak önemini korumuştur. Buradan ilerlediğimizde Saat Kulesi Kapısı’na ulaşıyoruz. Saat Kulesi (Sahat Kula), 18. yüzyılda Barok mimari üslubuyla inşa edilmiş olup 27,5 metre yüksekliğe sahiptir. Kale girişini vurgulayan bu yapı, Belgrad’ın şehir siluetinde dikkat çekici bir unsur olarak öne çıkar.
İç İstanbul Kapısı’ndayız. Gösterişli bir görünümü var. Kapının üzerindeki boş kitabe bölümüne arma yerleştirilmiş. Kapının her iki yanında küçük kuleler bulunuyor; bu detay yapıya ayrı bir güzellik katıyor. Osmanlı döneminde İstanbul’a açılan ana kapı olarak bilinen bu giriş, hem sembolik hem de stratejik açıdan önem taşımaktadır.

Kalede gezerken yalnız başına kalmış bir türbe dikkatimizi çekiyor. Mimari yapısından Osmanlı’ya ait olduğu anlaşılıyor: altıgen planlı, kubbeli ve her cephesinde penceresi bulunan Damat Ali Paşa Türbesi. Türbe kapısının üzerinde kitabe yeri boş. Kapının yanındaki tabeladan bu türbenin TİKA tarafından restore edildiğini okuyoruz. Ayrıca bozuk ir Türkçe ile yazılmış, tabelasından türbe hakkında bilgi ediniyoruz: “Belgrad’ın üst şehrinin merkezinde bulunan altıgen şeklindeki yapı, nadir hayatta kalan Osmanlı binalarından biri olan Damat Ali Paşa Türbesidir. Türbe, 1784 yılında, Belgrad komutanıyken ölen İzzet Mehmet Paşa’nın mezarı üzerine yapılmış ve ilk Sırp ayaklanmasında zarar görmüştür. 1818-1819 yılarında Belgrad Valisi Maraşlı Ali Paşa tarafından restore ettirilmiş ve Damat Ali Paşa anısına yaptırılmıştır. Bu ünlü asker, 1716′ da Petrovaradin’deki savaşta şehit düşmüş ve Sultan Süleyman Camisi yanında defnedilmiştir. Bir kaç yıl sonra Avusturya işgali sırasında cami ile birlikte paşanın mezarı da yıkılmıştır. 19. yüzyılın ortalarında bu türbeye iki Belgrad yöneticisi daha defnedilmiştir. İkinci dünya savaşı öncesinde türbenin yeniden restore edilmesi sırasında Damat Ali Paşa’nın orijinal mezar taşı bulunmuş ve yerine koyularak türbeye eski görünümü kazandırılmıştır.”

Kale içerisindeki bir başka Osmanlı eseri Sokullu Mehmet Paşa Çeşmesi. Ulu bir çınarın gölgesinde yer alan çeşme 1576-1577 yıllarında inşa edilmiştir. Dikdörtgen cephede üç niş bulunur, ortadaki çeşme hâlen aktiftir. Diğer cephede ise tek bir çeşme vardır. Kesme taş malzeme ile inşa edilen yapı, sade fakat dengeli bir düzenlemeye sahiptir. Nişlerin kemerleri ve taş işçiliği klasik Osmanlı üslubunu yansıtır. En son 2017 yılında TİKA tarafından restore edilmiştir.

Kaleden şehrin manzarası ile Tuna ve Sava nehirleri oldukça güzel görünür. İçeride Osmanlı konaklarını andıran iki katlı bir yapı dikkatimizi çekiyor; hâlen Kültürel Anıtların Korunması Enstitüsü tarafından kullanılmaktadır.


Şehre hâkim bir tepede ışıklandırılmış, estetikten uzak bir anıtın ardından Roma Kuyusu’na denk geliyoruz. Gece olduğu için içi görünmüyor; kapısı kapalı. Demir aralıklarından ilerisini fotoğraflıyoruz.


Kralın Kapısı’ndan geçip aşağı doğru iniyoruz. Yol üzerinde dört büst dikkatimizi çekiyor. Araştırmalarımıza göre burası Halk Kahramanların Mezarı3 imiş; burada yatan kişilerin tamamı komünistmiş. Bu bölgeden tekrar şehre iniyoruz. AVM otoparkından aracımızı alarak konaklayacağımız eve dönüyoruz.

Ertesi sabah erkenden kahvaltımızı yapıp gezimize başlamak istiyoruz. Aracımızı nereye park edeceğimiz sorusu bizi “İstanbul Berber”e kadar götürüyor. O bölgede park edip gezimize başlamayı planlamıştık; ancak yol çalışması nedeniyle otopark kapatılmış. Gelmişken İstanbul Berber’e uğrayıp ustayla ayaküstü sohbet ediyor, bayramlaşıyoruz. Ardından aracımızı dün gece bıraktığımız AVM’nin kapalı otoparkına tekrar bırakıyoruz. Biraz zaman kaybı olsa da aracımız güvende.
Dün gece gezdiğimiz yerleri gündüz tekrar dolaşıyoruz. Şehirden bol bol kareler yakalıyoruz. Belgrad’ın bu bölgesi oldukça güzel; yüksek binalar yok, tarihi dokuya uygun mimari stil tercih edilmiş. Ünlü Kneza Mihaila Caddesi üzerinde LC Waikiki mağazasını görüyoruz. Dün akşam fark ettiğimiz beşgen meydan çeşmesini gündüz tekrar görüyoruz. Şehirde çeşme kültürünün önemli bir unsur olduğunu hissediyoruz.


Ulusal Meclis binasının önünde durup fotoğraf çekiliyoruz. Devamında Anayasa Mahkemesi binası karşımıza çıkıyor. Ardından Taşmeydan Parkı içerisinde yer alan Aziz Mark Sırp Ortodoks Kilisesine ulaşıyoruz. İç kısmı diğer kiliselere göre daha sade; yalnızca bize göre kıble bölümü sayılabilecek kısımda (ikon duvarı) resimler yerden tavana kadar işlenmiş. Tavan ve yan duvarlar ise oldukça yalın. Kilisenin tarihi bir özelliği bulunmuyor; 1931–1940 yılları arasında Bizans mimarisinin canlandırılması şeklinde tasarlanmış.4 Nefin güney kısmında, İmparator Dušan’ın kalıntılarının bulunduğu bir lahit, Kral Aleksandar Obrenović ve Drago Mašin’in mezarları ve Patrik Germanus’un kalıntılarının bulunduğu bir lahit bulunmaktadır.5


Aziz Mark Kilisesi’nin hemen yanında, “Rus Kilisesi” olarak bilinen Kutsal Üçleme Ortodoks Kilisesi yer alıyor. Mimari stilinden Rus etkisi hemen fark ediliyor. Küçük bir yapı. Girişteki tabelada, 1999’daki bombalamada ağır hasar gördüğü ve 2007’de yeniden restore edilerek Belgrad’daki Rus Metropolitan temsilcisi tarafından kutsandığı yazıyor. Kilise, 1924 yılında Belgrad’daki Rus topluluğu için inşa edilmiş. Rus mimar Valery Vladimirovich Stashevsky tarafından eski Novgorod tarzı dini mimariyi canlandıracak şekilde tasarlanmış. Nisan 1999’da NATO’nun Yugoslavya’ya yönelik bombardımanı sırasında, yanındaki Sırbistan Radyo Televizyonu binası hedef alınırken kilise de ağır hasar görmüş; Mart 2007’de restore edilmiştir.6 Kilisenin iç kısmını gezdikten sonra Taşmeydan Parkında biraz daha dolaşıp, ardından rotamızı Nikola Tesla Müzesine çeviriyoruz.



Nikola Tesla Müzesi, Tesla’nın hayatı ve icatlarını sergileyen, 160.000’den fazla belge ve çok sayıda teknik nesne barındıran iki katlı küçük bir bilim müzesidir.7 Ziyaretler serbest dolaşım şeklinde değil, rehber eşliğinde 60 kişilik gruplar hâlinde gerçekleştirilmektedir. Müzeye ulaştığımızda çok sayıda, özellikle Türk turistin beklediğini gördük. Zaman kaybedeceğimizi fark edince, saat 18.00’e doğru tekrar uğramak üzere rotamızı Aziz Sava Katedrali’ne çevirdik.

Aziz Sava Caddesi boyunca ilerleyerek katedrale ulaşıyoruz. Bizi girişte Aziz Sava Heykeli karşılıyor. Büyük bir alan üzerine kurulmuş, oldukça görkemli bir kilise. Aziz Sava 1175–1235 yılları arasında yaşamış ve Sırplar için önemli bir din adamı. Kilisenin inşaatı 10 Mayıs 1935’te başlamış, ancak 2020’de tamamlanabilmiştir.
Aziz Sava Kilisesi, Ayasofya’dan esinlenen Neo-Bizans tarzında, Yunan haçı planına sahip devasa bir yapıdır. 78 metreyi aşan yüksekliği ve 30 metrelik iç kubbe çapıyla Ortodoks dünyasının en büyük kubbelerinden birini barındırır. Dış cephesi beyaz mermer ve kırmızı granit ile süslenmiş, iç mekânı ise 15.000 m²’lik altın mozaiklerle kaplanarak görkemli bir dini ve kültürel anıt haline getirilmiştir.8



Bugün kilisede hareketlilik oldukça yoğun. Hz. Meryem’e ait olduğu söylenilen kutsal eşyaları görebilmek için avluda uzun kuyruklar oluşmuş. Ziyaretçiler, kutsal emaneti öptükten sonra papazın elinden kutsanmış ekmek alıyorlar. Bir kısmı ekmeği alırken papazın elini öpüyor, bir kısmı ise öpmüyordu. Biz de bir süre bu durumu izledik. Avluda küçücük bir kiliseyi fark ediyoruz. Onun adı da Aziz Sava Kilisesi.



Aziz Sava Parkı içerisinde elinde kılıcı ile tasvir edilmiş 3,2 metre yüksekliğindeki Karadorte Anıtı9 bulunuyor. Sırp isyancı Karađorđe Petrović’i simgeleyen bu anıt 1979 yılında dikilmiş.



Belgrad’da otobüs ve tramvayların ücretsiz olduğunu söylemiştik; şimdi deneme vakti. Listemizde yer alan Topčider Parkı’na gitmek üzere tramvay ve otobüse biniyoruz. Yaklaşık 30 dakika sonra parktayız.
Topčider, Belgrad’ın güneyinde yer alan tarihi bir orman parkı ve mahalledir. Osmanlı döneminde topçu birliklerinin konuşlandığı bu vadi, adını da “topçu deresi” anlamından alır. 19. yüzyılda Prens Miloš Obrenović’in konutu, kilisesi ve askeri yapılarıyla gelişen bölge, İngiliz tarzında düzenlenen parkı, anıtları, yüzlerce yıllık çınar ve armut ağaçlarıyla kentin ilk büyük rekreasyon alanı hâline gelmiştir. Zamanla demiryolu istasyonu, kraliyet muhafız kışlaları ve kültürel miras niteliğiyle Belgrad’ın en önemli yeşil ve tarihi merkezlerinden biri olmuştur.10
Park oldukça güzel. Alan geniş olduğundan ve bizim de zamanımız kısıtlı olduğundan yapıların bulunduğu bölümlere uğrayamadık. Biraz daha bakım gerektirdiğini söylemek mümkün. Ardından otobüsle bu kez Ada Ciganlija’ya doğru yola çıkıyoruz.


Ada Ciganlija, Belgrad’ın merkezine yakın Sava Nehri üzerinde yapay yarımadaya dönüştürülmüş bir ada olup, şehrin en gözde rekreasyon alanlarından biridir. Yaz aylarında “Belgrad’ın Denizi” olarak anılan bu bölge, 7 km uzunluğundaki plajları, bisiklet ve yürüyüş yolları, su sporları tesisleri, golf sahası ve bungee jumping platformu gibi çok çeşitli aktiviteler sunar. Yoğun ormanlık alanı sayesinde şehir gürültüsünden uzak bir doğa atmosferi yaratır; piknik, balıkçılık ve barbekü için ideal ortam sağlar. Hem yerel halkın hem de turistlerin uğrak noktasıdır.11
Ada Ciganlija’ya giriş yaptık. Nehir kenarında yürüyüş yolları düzenlenmiş. Manzarası ve doğal güzelliğiyle gezmeye ve dinlenmeye değer bir ortam. Hızlı bir gezi için bir saat yeterlidir; ancak zamanınız varsa piknik yapılabilir. Aracınızla da rahatlıkla ulaşabilirsiniz.



Öğle yemeği için helal lokanta arıyoruz. Bayraklı Caminin yanında bir Arap Lokantası buluyoruz. Bir başka lokanta da bulmuştuk, ancak içkili olduğu için vazgeçtik. Lokanta bu saatte oldukça sakin. Yemeğin ardından ikindi namazımızı kılıp, Nikola Tesla Müzesine belki giriş yapabiliriz diye hareket ediyoruz. Müzeye ulaştığımızda 5-10 dakika önce gurubun içeri alındığını öğreniyoruz. Sonraki seansı bekleyen kişileri gördükten sonra beklemekten vaz geçiyoruz. Çünkü kaleye gitmemiz gerekiyor. Gün batımının mutlaka kaleden izleyin diye çok sayıda öneri aldık.
Dönüş yolunda kahve eşliğinde Tirelice yiyoruz. Cumhuriyet Meydanı’ndan geçerek kaleye ilerliyoruz. Yolda Şeyh Mustafa Türbesine uğruyoruz. Kaleye çok yakın. Türbenin restorasyonu TİKA tarafından gerçekleştirilmiş. Türbe kapalıydı. Kapısının üzerinde 4 satır – 2 sütun -son satır tek sütun halinde- kitabe yer alıyor. Cama yaklaşarak içerisini fotoğraflamaya çalışıyoruz. Cam yıllardır silinmemiş gibi; içerisi bulanık bir şekilde görünüyor. İçeri de bir sanduka görebildik.

Tekrar Belgrad Kalesi’ndeyiz. Gün batımına doğru özellikle Türk turistler kaleye doğru akın ediyor. Gündüz gözüyle tekrar geziyoruz, ancak bu kez çok az fotoğraf çekiyoruz. Askerî Müze bu saatte kapalı; açık alandaki silahları ise dün gece görmüş ve fotoğraflamıştık.



Güneş yavaş yavaş ufukta kaybolurken oluşan kızıllık, nehrin ve şehrin üzerine düşüyor. Herkes surların üzerine oturmuş, bu manzarayı izliyor. Nehir kenarında başka tarihi yapılar da bulunuyor; biz uzaktan fotoğraflamakla yetiniyoruz. (Aşağı Kalemegdan, VI. Charles Kapısı, Nebojša Kulesi, Türk Hamamı – günümüzde Planetaryum olarak kullanılmaktadır.)




Belgrad Kalesi’ni daha ayrıntılı gezmenizi tavsiye ederim. Biz bazı bölümleri görememişiz. Aracımızı AVM otoparkından alıp konaklayacağımız eve dönüyoruz. Sabah erkenden Sofya’ya doğru yola çıkacağız. Kahvaltımızı 08.30 olmadan bitirip odaları toparladıktan sonra yola koyuluyoruz. Bulgaristan ile gezimiz sona erecek.
Yolda Bayburt Dinlenme Tesislerini görüyoruz. İhtiyacımız olmadığı hâlde duruyoruz. O sırada Türk turistleri taşıyan otobüsler de mola vermişti; ortam biraz kalabalıklaştı. Çay içemedik, ancak “Bayburt” ismini görmek bizi sevindirdi. Tesisler eski ve bakımsız görünüyor.

| GEZİ ROTASI (Aşağıdaki rota gezi sırasına göre verilmiştir. Bazı maddelerin ayrıntılı bilgi verilmiştir). –Bayraklı Camii –Cumhuriyet Meydanı —Prens Milan Obrenoviç Heykeli —Sırbistan Ulusal Müzesi (Narodni Muzej) –Kneza Mihaila Knez Mihailova (trafiğe kapalı cadde) –Belgrad Kalesi12 Kapılar13 —Zindan Kapısı —İç İstanbul Kapısı —Saat Kulesi ve Kapısı (Sahat kula) —Kralın Kapısı —Nebojşa Kulesi —Despot Kapısı ve Castellan Kulesi (Dizdar Kulesi)14 —Damat Ali Paşa Türbesi —Askeri Müze (kapalı idi) —Roma Kuyusu —Belgrad Kültürel Anıtların Korunması Enstitüsü —Sokullu Mehmet Paşa Çeşmesi15 —Viktor Anıtı16 (önemsiz bir ayrıntı) —Kalemegdan Parkı -Yeni Saray -Sırbistan Ulusal Parlamentosu / Meclis binası -Taşmeydan Parkı -Aziz Mark Kilisesi –Kutsal Üçlü Kilise (Rus Patrikliğine bağlı) -Nikola Tesla Müzesi -Aziz Sava Katedrali —Aziz Sava Heykeli —Karadorte Anıtı -Topčider (Parkı) -Topçu vadisi -Ada Ciganlija 8.Skadarlija (çeşme) 10.Etnografya Müzesi Tarihi Brankov Köprüsü Slaviya Meydanı Eski Saray Saborna Kilisesi |
- BAYRAKLI CAMİ – TDV İslâm Ansiklopedisi ↩︎
- Ružica Kilisesi – Wikipedia ↩︎
- Halk Kahramanlarının Mezarı, Belgrad – Wikipedia ↩︎
- Aziz Mark Kilisesi – Vikipedi ↩︎
- ЦРКВА СВЕТОГ АПОСТОЛА И ЕВАНЂЕЛИСТЕ МАРКА ↩︎
- Kutsal Üçleme Kilisesi, Belgrad – Wikipedia ↩︎
- Nikola Tesla Müzesi – Wikipedia
Nikola Tesla Müzesi ↩︎ - Aziz Sava Kilisesi – Wikipedia ↩︎
- Karađorđe Anıtı, Belgrad – Wikipedia ↩︎
- Topčider – Wikipedia ↩︎
- Ada Ciganlija – Wikipedia ↩︎
- Belgrad Kalesi – Wikipedia ↩︎
- Belgrad Kapıları – Wikipedia ↩︎
- Despot Stefan Kulesi – Wikipedia ↩︎
- Mehmed Paşa Sokolovic Çeşmesi – Beogradska Tvrdjava
Sokollu Mehmed Paşa Çeşmesi – Vikipedi
Şahin Paşa’nın çeşmesi ↩︎ - Victor anıtı – Beogradska Tvrdjava ↩︎
