İSKENDERPAŞA’DA TARİH VE MİMARİNİN İZİNDE
Tarihi Yarımada’nın 15. durağı olan İskenderpaşa, Vatan, Horhor, Fevzipaşa ve Atatürk Caddeleri arasında kalan bu ada; camileri, çeşmeleri, tekkeleri ve hazireleriyle adeta bir açık hava müzesi görünümünde.
Gezimizde ilk dikkatimizi çeken yapılar arasında Mehmed Paşa (Gürcü) Çeşmesi oldu. 1625 tarihli bu çeşme, kesme taş işçiliğiyle dönemin zarafetini yansıtsa da bugün restore edilmeyi bekliyor. Ardından Fenari İsa Camii karşımıza çıktı; Bizans döneminden kalma Constantinos Lips Manastırı’nın kiliselerinden dönüştürülmüş bu yapı, kubbesi çevresindeki dört küçük şapel ile mimarlık tarihinde eşsiz bir örnek olarak öne çıkıyor.
Mahalle sokaklarında ilerlerken Ahmediye Camii ve karşısındaki Damat İbrahim Paşa Çeşmesi bölgenin Osmanlı dönemi dokusunu hissettirdi. Ahmediye Camii’nin sekizgen planı ve Bizans mahzeni üzerine inşa edilmiş olması, tarihî sürekliliği gözler önüne seriyor. Çeşme ise 1719 tarihli kitabesiyle dönemin barok etkilerini yansıtan zarif bir örnek
Gezinin en önemli durağı ise adını mahalleye veren İskenderpaşa Camii oldu. Sultan II. Bayezid’in vezirlerinden İskenderpaşa tarafından 1505’te yaptırılan cami, kare planlı ve tek kubbeli mimarisiyle klasik Osmanlı üslubunu taşıyor. Avlusundaki sadaka taşı, geçmişten günümüze uzanan sosyal yardımlaşma geleneğini yaşatıyor. Caminin yanında yer alan Vezir Çeşmesi ise 1748 tarihli kitabesiyle Osmanlı barok mimarisinin zarif bir örneği olarak yeniden ihya edilmiş.
Sonraki duraklarda Yayla Kambur Mustafa Paşa Camii, Bizans sarnıcı üzerine inşa edilmiş yapısıyla dikkat çekerken; Molla Hüsrev Camii ise 1460’tan günümüze ulaşan restorasyonlarla mahalle dokusunun canlı bir parçası olarak öne çıkıyor. Ayrıca Kanuni Sultan Süleyman Çeşmesi ve Sadaka Taşı, Osmanlı hayır kültürünün somut bir örneğini sunuyor.
15. Duarağa ait gezi notlarının tamamını okumak için bakınız. 15. DURAK: İSKENDERPAŞA – TARİHİ YARIMADA – SURİÇİ
